Tarık Akan sinemamızın yakışıklısı, aslan gibi delikanlısıdır, öyle de kabul görür. Güçlü bir kalem olduğunu da bu kitabıyla öğrenmiş oldum.
Öyle zarif bir anlatısı var ki insanı şaşırtıyor. Kibri olmayan, mütevazı bir kalemin eserini düşünerek üzülerek zaman zaman elimizden bırakarak okuyoruz.
Anlatı öyle güzel ki bir çırpıda bitiyor kitap. Tarık'ın Almanya da yaptığı bir konuşma nedeniyle hakkında bir soruşturma açılması ve uzun gözaltı sürecini anlatıyor kitap. Elbette gözaltı ve tutuklama gibi insan hayatındaki eziyetli zamanları bu şekilde sade, ince bir yerden ve böbürlenmeden, olduğu gibi anlatabilmek kolay değil. Onun gözünden 12 Eylülde 45 gün 90 gün sürebilen gözaltılarda; karakollarda, siyasi şubede, Selimiye'de neler yaşandığını görüyoruz.
Kitapta gözaltına alınanları öyle güzel anlatmış ki sokakta karsılaşsak belki de tanırız onları. Diğer yandan kolluk gücünün cahilliğini vahşiliğini de öğreniyoruz.
Salıverildikten sonra ilkin hamama götürülüyor günlerce hırpalanmış, ezilmiş, bit ve pire içindeki Tarık. Temizlenir. "...tertemiz havlulara sarınıp çay içtik. Temizlenmek içimi boşalmıştı. Bir yerlerde yeni ve güzel birşeyler vardı..." der. Özgür olmayı, arınmayı 'Bir yerlerde yeni ve güzel birşeyler vardı' cümlesiyle anlatır ve devamla da günlerce hırpalanmasının, ezilmesinin verdiği iç yakıcı azapla ve yorgunlukla 'ama sanki ben bezginlikle her şeyin dışında duruyordum' der...
Kitapta Yılmaz Güney ve Yol filmi hakkında da çok etkileyici anılar anlatılıyor. Bir döneme, kısa bir zamana ışık tutuyor kitap, aydınların 12 Eylül'de yaşadığı eziyeti ve baskıyı , yargının içler acısı durumunu görüyoruz. Mesela Nazım Hikmetin doğum günü etkinliğine katıldığı için bir kez daha yargılanıyor Tarık... Güzel bir anlatı, okuyalım, okutalım...