·144 syf.····Okunma: 08 Kasım 2025 22:31 Baek Sehee’nin “Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum” adlı kitabı, bir terapistin koltuğunda geçen sessiz bir itiraf gibi başlıyor. Yazar, depresyon ve anksiyete ile dolu günlük yaşamının detaylarını, terapistiyle yaptığı diyaloglar üzerinden aktarıyor. Kitabın ilk bölümleri, samimiyeti ve çıplak gerçekliğiyle okuyucuyu hemen içine çekiyor. Yazarın terapi sürecinde kendi düşüncelerini açığa çıkarma çabası, birçok insanın sessizce yaşadığı duygulara tercüman oluyor.
Benim için özellikle başlarda, Sehee’nin terapistiyle konuştuğu kısımlar oldukça etkileyiciydi. Sanki onun iç sesiyle kendi düşüncelerim iç içe geçti; bazı cümleler, uzun süredir içimde sessiz duran hisleri uyandırdı. Bu yönüyle kitap, yalnızlık hissini paylaşan bir dost gibi yakındı.
Ancak kitabın ilerleyen bölümlerinde bu bağ biraz zayıflıyor. Yazarın aynı duygular etrafında dönüp durması, gelişim veya çözüm arayan bir okuyucu için yorgunluk yaratabiliyor. Başlarda samimi gelen iç döküşler, sonlara doğru bir tekrara dönüşüyor. Sanki anlatıcı ilerlemiyor, sadece varoluşunun ağırlığını kabulleniyor. Bu da kitabı “başta içine alan ama sonunda yavaşça uzaklaştıran” bir deneyime dönüştürüyor.
Yine de Sehee’nin sade dili, dürüstlüğü ve depresyonu romantize etmeden anlatması kitabı değerli kılıyor. “Yaşamak istemiyorum ama yine de küçük şeyler — bir tabak tteokbokki, bir anlık huzur, bir dost sohbeti — beni hayatta tutuyor.” cümlesinin altındaki mesaj oldukça evrensel: hayat bazen büyük mutluluklardan değil, küçük dayanma sebeplerinden ibaret.