Bazı kitaplar vardır, bittiğinde sadece bir hikaye okumuş olmazsınız; bir yolculuktan dönmüş, bir dostla vedalaşmış gibi hissedersiniz. Abdurrahman Seyhan'ın "Virga Yağışları" benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu. Genç bir yazara karşı (kendi adıma özür dileyerek) taşıdığım tüm ön yargıları ilk sayfalarda yıkan, kalemiyle ve kurgusuyla beni kendine hayran bırakan bir eser.
Seyhan, bize alışıldık roman kalıplarını unutturuyor. O, bir olayı anlatmak yerine, bir duyguyu ilmek ilmek örüyor. Cümleleri o kadar özgün, o kadar derin ki, bir an kendinizi çölün ortasında kahramanla birlikte susuz kalmış, bir an sonra da onun içsel fırtınalarında savrulurken buluyorsunuz. Bu kitap, olayların değil, hislerin ve düşüncelerin romanı.
"Virga Yağışları" – yani yere düşmeden buharlaşan yağmur – kitabın ruhunu özetleyen mükemmel bir metafor. Hayaller ile gerçekler, arayış ile kayboluş, akıl ile kalp arasındaki o amansız gelgitleri bu kadar naif ve güçlü bir sembolle anlatmak, yazarın edebi zekasını ortaya koyuyor. Çölde başlayan bu fiziksel yolculuk, aslında her birimizin kendi ruhunun çöllerinde çıktığı o içsel yolculuğun bir yansıması. Meryem, Musa gibi karakterlere yüklenen muhtemel sembolik anlamlar ise okuma zevkini bir kat daha artırarak sizi derin bir tefekküre davet ediyor.
Eğer kelimelerin sadece yan yana dizilmiş harflerden ibaret olmadığına, onların bir ruhu, bir ritmi olduğuna inanıyorsanız; edebiyatta sizi sarsacak, konfor alanınızdan çıkaracak ve ruhunuza dokunacak özgün bir ses arıyorsanız, Abdurrahman Seyhan'ın kalemiyle mutlaka tanışmalısınız. "Virga Yağışları", sadece bir roman değil; ruhunuzu kavuran bir sorgulama ve varoluşun sırlarına dair unutulmaz bir serüven. Yıl bitmeden kendinize bir iyilik yapın ve bu kitabı okuyun. Şiddetle tavsiyemdir.
Abdurrahman Seyhan