“Yağmur Kaçağı” benim için sadece bir şiir kitabı değil; kalbimin en derin yerlerinde tuttuğum duyguların, yıllar önce
kelimelere dönüşmüş hâli gibi. Attilâ İlhan’ın kalemi insanın içini incelikle açıyor ama kanatmıyor; aksine, iyileştiriyor. Her dize sanki çoktan unuttuğumu sandığım bir anıya, bir hüzne, bir bakışa dokunuyor.
Okurken kendimi bir yağmurun altında buluyorum. Ne sığınmak istiyorum ne de kaçmak. Her sayfada biraz daha ıslanıyorum ama bu ıslanış, bir tür arınma gibi. İlhan’ın kelimeleri soğuk bir gecede yakılan son sigara kadar gerçek, son aşk kadar buruk. Bazen bir sokak lambasının altında duruyor gibi hissediyorum, bazen de eski bir İstanbul akşamında, deniz kokusuna karışmış bir yalnızlıkla baş başa kalıyorum.
Belki de bu yüzden bu kitap bana çok özel, çünkü sustuklarımı söylüyor. Dile getiremediklerimi, Attilâ İlhan kendi sesiyle fısıldıyor satırlarda. Her dize sanki kalbimin bir köşesinden geçmiş; her kelime sanki ben yazmışım gibi.
Bu kitapta sadece şiir yok; insanın kendisiyle yüzleşmesi, kırgınlıkla gururun dansı, sevdayla yalnızlığın aynı masada oturuşu var.
“Yağmur Kaçağı” bana göre Attilâ İlhan’ın kaleminde saklı bir mevsim: hüzünle umut arasında gidip gelen bir sonbahar. Defalarca okudum, her seferinde başka bir duyguma dokundu.
Bazı kitaplar okunur, bazıları yaşanır.
Bu kitap benim için yaşananlardan biri.