“Haşhaş Savaşı’na başlamaktan gerçekten korkuyordum.
Çünkü o kadar çok övülmüştü ki, beklentim yüksekti.
Ama başladıktan sonra elimden bırakamadım.
Benim epik fantastik türünde en sevdiğim seri Rüzgarın Adı’dır. (Yıllardır 3. kitabı bekliyorum.)
Bu kitabı okurken yıllar önce o kitabı ilk kez elime aldığım zamanki duyguyu yeniden yaşadım.
Hikaye bir akademide geçiyor.
Ana karakterimiz Rin, güney vilayetlerinden gelen koyu tenli, fakir bir köylü kızı.
Üvey ailesi kaçak haşhaş ticareti yapıyor ve onun için kötü bir gelecek planlıyorlar.
Rin’in tek çıkış yolu, imparatorluğun en prestijli okuluna kabul edilmek.
Bunun için gecesini gündüzüne katıyor, çalışıyor, kazanıyor…
ama orada da işler kolay olmuyor.
Çünkü okul seçkin ailelerin çocuklarıyla dolu.
Dışlanıyor, hor görülüyor, ama sonra…
şamanizme olan doğal yatkınlığı keşfediliyor.
Ve o noktadan sonra kitap bambaşka bir boyuta geçiyor.
Bu, öyle tatlı bir akademi hikayesi değil.
Gerçek bir mücadele, kan, savaş ve dönüşüm hikayesi.
Şamanizmin büyü sistemine entegre edilmesi, haşhaş tohumlarının anlamı,
Çin kültüründen ilham alınan dünyası —
hepsi o kadar özgün ki…
R. F. Kuang’ın hayal gücüne gerçekten hayran kaldım.
Rin ise güçlü, inatçı ve savaşın ortasında bile kendine sadık kalan bir karakter.
Fantastik türü sevenler için kesinlikle okunması gereken bir seri.
Ben çok sevdim.
Hatta yazarın tüm kitaplarını aldım; yavaş yavaş hepsini okuyacağım.”