·608 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Kasım 2025 00:00 Neredeyse 4-5 yıldır kitap okuyamıyor, keyif alamıyor, odaklanamıyordum. Okuduğumda da hep kısa kitaplar okuyordum. Jane Eyre'yi de yaklaşık 1 yıl önce bir merakla almış ve parça parça okuyarak 100. sayfada bırakmıştım ama sıkıldığımdan değil, bir türlü odaklanıp da kendimi kitaplara veremediğimden bırakmıştım. Ansızın elim tekrar bu kitaba gitti, garip bir şekilde seveceğimi hissetmiştim, kapağını gördüğümde bile içimdeki ses "oku" diye bağırıyordu sanki. Abartıyor muyum? İnanın ki söylediklerim az bile kalır. Kitap okumaya o kadar aç kalmışım ki bu roman ziyafet gibi geldi, hem de romanlara karşı tekrar iştahımı açtı.
Neyse, nihayet kitaba en baştan başladım. İlk sayfadan son sayfaya kadar müthiş bir zevkle okudum; hem de yemeden, içmeden, gözüme uyku girmeden okudum. Ve sonuç olarak bir çırpıda bitti, tadı da damağımda kaldı.
Jane Eyre'nin biyografi tarzında bir roman olduğunu düşünüp sıkılırım diye korkmuştum. Evet, romanda Jane'in hayatını okuyoruz ama bu bir an bile sıkmayan bir tempoda ilerliyor. Yazım dili sizi kitaba dışarıdan bakan, 3. bir göz yerine kitabın içinden biri haline getirerek içine çekiyor. Yazarın dili çok akıcıydı, olaylar merak uyandırıcıydı, sürekli "Acaba buradan sonra ne olacak?" diye karakterlerin geleceğini düşündüm. Hem olayların ilerleyişi, hem de karakterlerin gelişimi çok iyi işlenmişti. Romanın başlarında Jane zengin bir ailede, varlık içindeyken yengesinden ve kuzenlerinden gördüğü şiddet, aşağılama, kötülük görüyor. Oldukça mutsuz ve yalnız bir kız çocuğu. Annesi babası yok, amcası yeni vefat etmiş, onu eşine emanet etmiş ama çocuğa adeta zulmediyorlar. Jane buralarda daha hırslı, daha fevri, daha yüksek duygulara sahip. Sonra yatılı okula gidiyor ve bu defa o yoksulluğun ortasına düşüyor ama en azından saygı gören, arkadaşları olan, öğretmeninden sevgi gören biri haline dönüşüyor. Okulda oldukça iyi bir eğitim alarak kendini geliştiriyor, öğretmen oluyor, oldukça sabırlı, sakin, olgun birine dönüşüyor. Okulun sıkı disiplini onun sivri yönlerini törpülüyor. Ama içindeki ateş de bir yandan hala yanıyor, çok göstermese de. Kendini ezdirmeyen ancak küstahlık da yapmayan, haklarını bilen ve savunan, oldukça aklı başında genç bir kız haline geliyor. Ben kitapta Jane'in bu kadar dik duruşlu, mücadele eden, kendini geliştiren, boş durmayan, mesleği olan bir kadın olmasını çok sevdim. O zamanki İngiltere yüzyılında kadınların ne kadar bastırıldığını, ne zor şartlarda yaşadığını biliyoruz. Jane karakteri bu bataklıkta ışık gibi parlayan biriydi, bunu okumak çok keyifliydi gerçekten. Burada yazara da değineyim; keşke daha çok romanı olsaydı da okuyabilseydik. Benim favori kitabım Uğultulu Tepeler'di, yazarı Emily Bronte. Artık favori kitabım Jane Eyre ve yazarı da Emily'nin kardeşi Charlotte. Bronte kardeşler daha çok eser yazabilseydi eminim dünya klasiklerini çok daha etkisi altına alırdı.
Jane'e dönecek olursak bu romanı okuyanlar ikiye bölünmüş durumda: bir taraf romandaki erkek karakter Mr. Rochester'ı manipülatif bulurken diğer taraf onu seviyor ve bu aşkı destekliyor.
Benim fikrime gelelim: Jane ile Edward ilk tanıştığında Edward'ı biraz tuhaf bulmuştum. Kendi soruyor kendi cevaplıyor, kendi doğrularından başka bir şeyi pek de görmüyor, karşı tarafın cevaplarından tatmin olmuyor gibiydi. Buna rağmen Jane'i sürekli yanına çağırıyor, onunla sohbet etmeye çalışıyordu. Jane bir noktada ona ısınmaya ve hareketlerinden umutlanarak hoşlanmaya başladı ancak Rochester bana pek güvenilecek bir adam gibi gelmediği için Jane'i kandıracak mı, manipüle mi ediyor, Jane kesin platonik olacak falan diye düşünüyordum. Tabii bir de aralarında bayağı bir yaş farkı vardı. Mr. Rochester bir ara Imgrad diye bir hanımefendiyi evine getirdi diğer misafirlerle birlikte ve resmen flörtleşti. İşte o kısımlarda çok sinir oldum ve madem bu kadından hoşlanıyor o zaman neden Jane'le sürekli konuşmaya çalışıyor diye düşündüm. Çünkü baştaki o kibirli halini artık Jane'e pek göstermiyor, onu merak ediyor, düşünüyor, ilgileniyor, onunla konuşmaktan keyif alıyordu. Dengesiz buldum. Ancak Jane'in misafirlerinden yanından çıktığında peşinden gidip onunla konuşmaya çalıştığı ve bir falcı kılığında eve geldiği zaman tamam dedim, kesinlikle Jane'i seviyor. Edward sırları olan biri olduğu için başta hepimize güvenilmez, tehlikeli geldi bence ancak o sırlar açığa çıktığında ben Edward'ın geç kalınmış olsa da açıklamasını çok dürüst, çok şeffaf ve içten buldum. Jane'in o kısımlarda duygularını daha çok okumak, anlamak isterdim. Doğru düzgün bir yüzleşme bile olmadı. Bu da biraz can sıkıcıydı. Jane giderek çok iradeli bir duruş sergilese de yine de bir konuşma beklemiştim. Gitmedi de kaçtı sanki. Ama tabii kendince haklı sebepleri olduğu için de bir şey diyemedim. Bence Edward ve Jane arasındaki yaş farkı, roman ilerledikçe unutulan bir hale geldi çünkü birbirleriyle çok uyumlulardı. Özellikle iletişimleri çok iyiydi, sohbetleri çok keyifliydi, Edward Jane'i çok iyi tanıyordu, adeta ruhunu okuyordu ev en güzeli de onu gerçekten olduğu gibi, her halini görerek sevmişti. Jane ise Edward'ı o kadar iyi tanımasa da (malum sırlarını ve hakkında birçok şeyi bilmediği için normal) yine de birbirlerine görelerdi. Bu yüzden Edward'ı sonradan sevdim ve bu yüzden finali beni çok tatmin etti. Bence bu hikayenin asıl manipülatifi John'du çünkü Jane'i sürekli olmadığı biri haline dönüştürmeye, sınırlarını zorlamaya çalışıyor ve Jane'in istemediğini defalarca kez dile getirdiği şeyleri bir türlü kabullenemeyip onu zorluyordu. Jane'in kendisinin de dediği gibi John'la bir aradayken mutsuzdu, kendi değildi. Jane, Edward ile olursa kendine saygısızlık etmekten korkuyordu ama asıl John ile birlikte gitmesi kendi benliğini hiçe saymak olacaktı. Bu da kendi inşa ettiği kimliğine saygısızlık olacaktı. Bu yüzden bence Jane doğru bir seçim yaptı. Hep kendi isteklerini önceliklendiren, hatalar yapmamak için mantığını devreden çıkarmayan ancak hislerini de göz ardı etmeyen, ne istediğini bilen bir kadındı. Kendi ayakları üzerinde de sapasağlam durduğunu gördük. Bu yüzden onunla gurur duydum. Romanı gözyaşları içinde bitirdim. Jane, bastırılan, susturulan, kandırılan, hor görülen birçok kadının sesi oldu. Kendine güzel bir kimlik, sağlam bir duruş, mutlu bir hayat inşa etti. Umarım Charlotte, Emily gibi nice yazarlar yetişir, ben de dahil:) Kadın yazarlara, kadınlara ihtiyacımız var... Bu yazarlarımızla da Jane ile de gurur duyuyorum.
Alın, okuyun, okutun. Asla pişman olmayacaksınız.
Sevgiler.