MASUMİYET MÜZESİ
Orhan Pamuk; İletişim Yayınları; 592 sayfa,
Baştan söyleyeyim: Kitabı iki bin dokuz yılının ocak ayı içerisinde devrettim. Aslında romanı okuyacak değildim...İş arkadaşlarımdan biri -adı Melike- , kitabın kendisine hediye geldiğini -yaş günü hediyesi gelmiş; hoşluk olsun için yazıyorum...hep yılda altı Türk bir kitap okuyormuş'u örnek verir ya birileri,,, buyurun size güzel bir 'kitapokuyanlar' örneği- ve okur okumaz bana getireceğini bildirdiği için, ben de okuma sırama aldım.
Melike Hanım MASUMİYET MÜZESİ başlıklı bu kitabı getirdi bir gün... Gerçi okurken kitabın üzerine kahve dökmüş,,, sayfaları hafif kabarmıştı bana geldiğinde! Özür diledi. Kahveyi evde değil de bir alışveriş merkezinin kafeteryasında dökmüş kitaba. Pek utanmış olay esnasında... Melike Hanım'ı anmış olayım diye yazıyorum. Ben de kendisine: İnsan alışveriş merkezi içinde,,, belediye otobüsünde öyle tuğla boyutlarında kitap okumaz, ayıptır! Çantanızda veya cebinizde taşıyabileceğiniz daha ufak boyutlarda bir kitap seçsetdiniz ya, dedim...Tabii bunu burada yazdığım şekilde söylemedim, biraz daha kibar biçemle söylemiştim. Neyse, her yiğidin bir yoğurt yiyişi var,,, bu tür "Kitap Boyutları" gibi konuları tartışmaya daha çok ama çok var. Daha önce Türk insanları olarak yüzlerce sıkıntılarımız var, bu hadise ve onu ele alma, konu üzerinde tartışma boyumuzu fersah fersah aşabilir... Ne diyordum, kitap geldi sonunda,,, elimde okunmayı bekleyen başka kitaplarım vardı, bu yüzden iade zamanı için uzun vadeli bir tarih üzerinde anlaştık. Ama hiç de düşündüğüm gibi olmadı: Romandan bir kaç sayfa okuyayım derken,,, bir de ne göreyim: Kitabı devretmişim!.. Uzun zamandır yorum yazmak için bekliyordum,,, sonunda bu akşam MASUMİYET MÜZESİ hakkında yazmaya ve okuyucu yorumlarına göz atmaya niyetlendim...
Roman kendi kendini tekrar eden bölümlerden meydana getirilmiş çoğunlukla. İlk bakışta bu tekrarlar olması gereken detaylarmış gibi geldi bana... Romanın konusu bir aşkın hikâyesi... Fakat aşk, âşık,,, derken Maşuğun bu romandaki gibi pek bir utanması sıkılması olmayabilen bir hemcinsimin olması bende acaba gerçek hayatta böyle bir erkek olur mu, olabilir mi şüphesini uyandırdı. Üslup bakımından gerçekçi roman diyeceğim ama az önceki şüphem bu romana gerçekçi roman dememem gerektiğini zannettiriyor... Ben nasıl düşünürsem düşüneyim, roman üslup olarak gerçekçi bir roman... Bu konuda yapabileceğim(iz) bir şey yok!
Sanal âlemde görüştüğüm arkadaşımın biri : 'Gerçekten Kemal'e acıdım' diye yazmıştı. Katiyen katılmıyorum Arkadaşımın bu görüşüne!
Böyle ceza olmaz olsun, diye yazmıştım Nathaniel Hawthorne'a ait KIZIL HARF başlıklı romanın kahramanı Hester Prynne için. O yazdığım etkilemiş beni. Kemal için: Böyle erkek olmaz olsun! diyeceğim!
Hamiş: Kemal MASUMİYET MÜZESİ romanındaki maşuk kahramanımızın adıdır...