·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Kasım 2024 02:44 "Babam da annemi böyle sevmişti. Acıtarak! Annem de beni böyle sevmişti. Acıyarak! Ben de kendimi böyle sevmişim. Acımı duymayarak!"
"İnsan sevilmedikçe ait olamıyor hiçbir şeye. Ben bütününü kaybetmiş bir parçayım. Varlığımı hissetmediğim oluyor. İçimde sürekli boşluğu sızlayan eksik parçalarım var. Aynada yüzümü, sokakta gölgemi aradığım oluyor. Kapatacağım bir kapım, açacağım bir pencerem, yaslanabileceğim bir duvarım yokmuş gibi geliyor. Yolumu hep kaybediyorum ama evimi de bulamıyorum. Acı da ve Umut da, bağlılıkta ve özgürlükte, evde ve yolda yanımda olur musun? Benimle yol olur musun? Benimle ev olur musun?"
"Ben güçlü olmak için ve zayıflıklarımı unutmak için kendimi çok hırpalamışım meğer. İlk defa sıkı sıkı tutmanın değil bırakmanın yaşama cesareti ile ilgili olduğunu orada anladım. Ve vazgeçtim..."
"Ölme lütfen, hiçbir koşulda ölme çünkü sen çocuksun. Sen gidersen senin olduğun cümlelere utanmadan "ama"lar, "çünkü"ler, "belki"ler ekliyorlar. Vicdanların üstü örtülüyor. Konuşanlar susturuluyor ihmaller unutturuluyor ve senin gidişini olabildiğince sessizleştiriyorlar. Oysa Bir çocuk öldüğünde dünyanın çığlık çığlığa yas tutması gerekir. Koşulsuz, şartsız, gerekçesiz, bahanesiz yas tutması gerekir. Öldün daha önce, lütfen tekrar ölme! Bir sahile vurdun, bir savaşta vuruldun, bir sokakta kayboldun. Öldün daha önce. Bir cahilin elindeki silahla, bir sarhoşun kullandığı araçla, bir zalimin verdiği komutla, bir yardım elinin uzanamadığı açlıkla öldün. Seni hatırlıyorum çocuğum. Kırmızı balonlu fotoğrafınla, uçurtma uçurduğun gülüşünle, gökyüzüne bakışınla ve ölüme bakarken yüzündeki şaşkınlığınla... Unutursam ben niye varım? Senin gidişini durduramayan insan niye var? Vicdan niye var? Çocuklar ölüyorsa kalan Dünya ne işe yarar? Sen bize bakmaya devam ediyorsun. Gitmiş olsan bile, bıraktığın dünya bir cehenneme dönmesin diye seni ve sana olanları hatırlayalım istiyorsun..."
"Erkeksen ağlama diyorlar. Ve ağlamak bu kadar insanı insan yapıyorken insanlığını içinde saklıyorsun. Kadınsan çok gülmene kızıyorlar. Ve gülmek hayatı hayat yapıyorken hayatını içine gömüyorsun. Nasıl bir düzense bu! Ne çocukluğunda çocuk bırakıyorlar seni, ne yetişkinliğinde çocuk olmana izin veriyorlar. Kalıpları kırmaya çalışsan aykırı ilan ediyorlar. Sınırları aşmaya çalışsan öteki ilan ediyorlar. Sorsan, seni dünyadan böyle korumaya çalışıyorlar. Ama seni kendilerinden bile koruyamıyorlar."
"Bilmiyorum ki... Bugünkü anneni değiştirdiğinde sende neler değişecek? Asıl derdimiz şimdiki zamandaki annenin varlığı ile ilgili değildir çünkü. Çocuklukta var olan annenin yokluğuyladır. Çocuğuna gecikmiş anneyi değil, anılarımızdaki anneyi değiştirmek isteriz. Mesela şimdi o küçük çocuk olsan ve çocukluğundaki annen yanına gelse, o halinle ne söylersin ona?"
"Annem kaderini çiğnemeden yutmuştu. Babam kaderiyle kanlı bıçaklıydı. Yıllarca kader ve keder kelimelerini karıştırmamın sebebi buydu. "Onlar bir tuhaftır" denilen ailelerdendik. Biz, bizim için de biz değildik, onlardık."
"Hiçsin! Dur, böyle dedim diye hemen umutsuzluğa kapılma. Dünyanın en güzel sözüdür hiç. En anlamlı var olma halimiz hiç olmaktır. Hiçlik yüksüzdür. Hiçlik boşluktur. Ve özgürlüktür. Hiç olduğunda, hem adının başına gelmiş tüm tanımlardan kurtulursun hem de kendini yeniden tanımlamaya hazır olursun. Hep olmaya da, yok olmaya da eşit mesafede durursun."
"Kim olduğumu bilmiyorum biliyor musun? O kadar çok doğdum,o kadar çok öldüm ki... Nereye ait olduğumu bulamıyorum. Artık gidilecek bir yolum yok. Dönülecek Bir evim de yok sanki."
"Benim çocukluğumdaki evim camdan'dı. Kırar kırar tekrar yapıştırırdık ailece. Kaç kere döküldü üstümüze o ev biliyor musun? Kaç kere yaralandık odalarımıza girmeye çalışırken. Bu kadar çok yara aldığımızı belli etmedik aleme tabii. Canımız kesildi ev içinde kaldı. Kol kırıldı yen içinde kaldı. Babam kırılan camlardan odama ayna yaptı. Bakardım. Nerede kırılıp, nerede birleştiğimi izlerdim. Parça parçaydım. Bütünümün nasıl olduğunu hiç göremedim. Yüzümü tam göremedim için hep eksik hatırlıyorum çocukluğumu. Annem dökülen parçalardan boynuna kolye yaptı. Batardı. Elimi uzatmaya kalktığımda canım yanardı."
"Hep dışarıda aradığım evimi içime yaparım belki. Hani bir umut! Dünyamı belki orada yeniden kurarım. İnsan en çok en yıkık anılarından büyüyüp yükselebilir. En yaralı yerime dokunabilirsem belki şifa bulurum. Benim evim ben miyim? Belki biraz da bu soruyu sorarım."
"Kendimi yaşamaya devam edecek kadar yeterli hissetmiyorum. Kendimi iyi hissetmiyorum. Kendimi hissetmiyorum."
"Kendi hayatımın üstüne düşmüş gölge gibiyim. Ben eskiden nasıl yaşardım hatırlayamıyorum. Neye gülerdim o kadar çok? Ne için ağlıyordum içim dışıma çıkana kadar? Yok hatırlamıyorum. Ezberini iyi yapmış kötü oyuncular gibi yaşama ve yaş alma rolümü tamamlıyorum. Hiç değilim. Hep olduğum ve olacağıma inandığım kişiden bir beklentim yok. Az değilim. Aksine çokum! Öyle çok ki taşıp kendimden dökülmüş gibiyim. Hasta değilim. Ama kalan ömrümü iyileştirmenin bir yolunu bilmiyorum..."
"Kimse kusura bakmasın! Delirmek tek çaremdi. Aklımın alamayacağı kadar yara alınca, hayatla delirerek başa çıkma fırsatı kaçınılmazdı. Bunca hayat ağrısını akılla çözemeyeceğim için delirmem kaçınılmadı."
"Aklın yükleri bazen insana çok ağır gelir.Anılar düşünceler hesaplaşmalar... Delirdiğimizde aklımızı kaybetmeyiz her zaman. Bazen de aklımızı saklarız. Hiç bulamayacağımız bir yere saklarız. Bulmak ve hatırlamak acı vermesin diye..."