·216 syf.····Okunma: 13 Kasım 2025 13:33 Bu kitabın başlığına ve yazarının mesleğine kanıp insanların farklı hayvanlarla ilişkisi ve et yemenin psikolojik ve antropolojik yönlerini inceleyen bir kitap olduğunu düşünebilirsiniz. Bundan ziyade Psikoloji101 dersi almış bir veganın atıp tutuşu gibi geliyor. Yazarın bazı asılsız iddialarıyla başlayalım:
* Şekeri sevmemizin sebebi yararlı bir kalori kaynağı olması, ama et sevmemizin sebebi gelenekler tarafından bize dayatılması. (yorum yok)
* Sağlıklı olmak için ete ihtiyacımız yok, hatta et inanılmaz sağlıksız. (HAHAHA)
* Toplumun et yiyor olmasının sebebi, “mit üreticileri” olan yetkililer ve uzmanlar: doktorlar, veterinerler, psikologlar, et endüstrisi... (2 milyon yıl önce bunlar neredeydi?)
* Balıklar çevrelerini ezberleyip yapılan değişiklere uyum sağlayabiliyor ama hamsterlar bunu yapamıyor (hayır yapabiliyorlar… ayrıca hamster ne alaka? Atıf yaptığı çalışmada bundan bahsedilmiyor.)
* Aslında etten iğreniyoruz (kaynak: birkaç kişiyle konuştum) çünkü et iğrenç bir şey. (bu noktada kitabın psikolojik temellere dayanması gerektiğini unutabilirsiniz)
* İnsanlar tatları aynı olsa da hamburgerlerini vejetaryen burgerle değiştirmiyor, çünkü azıcık doku farkını anlayabildiklerini iddia ediyorlar (tatları da dokuları da aynı değil. Bu kısmı yazarın uzun süre et yemediği için tadını unutmasına bağlıyorum)
* Descartes, hayvanların ruhsuz makineler olduğunu kanıtlamak için karısının köpeğini patilerinden tahtaya çivileyip canlı canlı kesti (…hayır kesmedi, hatta kendisinin bolca şımarttığı bir köpeği vardı. Ayrıca bu, Descartes’ın duygular ve bilinç hakkındaki fikirlerini inanılmaz basite indirgiyor)
Bu bilimsizliği bir yana, sürekli konudan sapıyor: endüstriyel hayvancılıktaki kötü koşullar, hayvancılığın çevresel zararları, hatta ette dışkı bulunmasıyla ilgili bir kısım bile var. Hele bir ara psikolojik bir kitap olması gerektiğini hatırlayıp 2 sayfa boyunca Milgram deneyinden bahsediyor. Bunların ne alakası var?
Amerika-merkezci bir kitap ve bunu da kabul ediyor. Böyle olmasında sorun yok ancak başka toplumlardan neredeyse hiç bahsetmemesi hoşuma gitmedi, özellikle de farklı kültürlerde farklı hayvanlar yendiği göz önüne alınınca. Yazar sadece tezine uyduğu vakitler Amerika’nın tek ülke olmadığını hatırlıyor gibi; mesela Japonya ve Hindistan’da, kasapların toplumdaki alt tabakadan insanlar olduğunu ve bu işin hor görüldüğünü anlatırken (kasaplığın saygı duyulduğu, etik ve ruhsal sorumluluk taşıdığı kültürleri görmezden geliyor tabii). Daha da kötüsü, sadece bir kere baştan savma bir şekilde Uzak Doğu’da köpek yendiğinden bahsediyor ve bu konu üzerine “aydınlanmış Batı”, “geri kalmış Asya toplumu” gibi ifadeler taşıyan blog yorumlarını gösteriyor. Üzerine hiçbir şey demediği için yazarın bu ırkçı yorumlara katıldığını varsaymak zorunda kalıyorum.
İronik bir şekilde yazar et yemek ve ırkçılar arasında birçok bağlantı çiziyor. Et yemenin normal, doğal ve gerekli olduğunu mu düşünüyorsunuz? Afrikalıları köle olarak kullananlar ve Naziler de aynısını düşünmüştü! Hayır Melanie Joy, sevmediğin herkes Nazi değildir (Godwin kanunu) ve bu argümanlarda ısrar edeceksen, neden normal, doğal ve gerekli olan başka şeylerin “kötü” olmadığını açıklayabilmen lazım.
Sonuç olarak, kitabın başlığı içeriğini yansıtmıyor. Neden köpekleri sevdiğimiz üzerine bir tartışma yok, sadece köpeklerin evcil hayvanlarımız olduğu üzerine paragraflar var; neden domuz yediğimiz üzerine olan tartışmalar sığ ve zorlama; neden inek giydiğimiz (genel olarak et dışındaki hayvansal ürünler) üzerine ise hiçbir şey yazmamış. Genel olarak kitabı iyi araştırılmamış ve iyi gerekçelendirilmemiş buldum.
(Neden tavuk ve dana yiyorsun ama kedi ve köpek yemiyorsun, sonuçta ikisi de hayvan? Neden kocanı öpüyorsun ama babanı öpmüyorsun, sonuçta ikisi de erkek?)