Kitabı okurken, gerek günümüzde gerekse bir asır öncesinde geçen kadın hikâyelerinin birbirine benzerliğini düşünüyoruz. Geçmiş için cehaleti, eğitimsizliği, o dönemin şartlarını bahane gösterebiliriz ama teknolojinin, eğitimin bu denli geliştiği günümüzde değişmeyen yazgılar için kimi suçlayacağız?
Bir yandan bu soruyu sorduran öyküler bir yandan da satır aralarında cevabı fısıldıyor bize. Osmanlı'nın son demleri ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan hikâyelerde; hem dönemin dokusunu hem de insan tabiatının asla değişmeyen yanlarını ele alıyor yazar. Bir kadın hikayesi varsa elbette başrolde bir de erkek vardır ama kadının kadına yaptığını da es geçmiyor. Öykülerin bize verdiği en önemli cevap bu aslında. Hangi devir olursa olsun, her şey insan olabilmekle ilgili.
On kadın... On kader... Aşk, cesaret, özgürlük, gurur, kıskançlık, özlem, huzur... Okunmaya değer bir içerik çok güzel bir anlatımla birleşiyor, tavsiyemdir.