Bugün sizlere zamanda yolculuk yaptıracak bir kitap ile geldim. @can_akkaynakofficial ’ın yazdığı “İstanbul Efsanesi Helene 848” size daha ilk sayfasından itibaren o eski İstanbul kokusunu, taş sokaklardaki yankıyı, denizin rüzgârla karışan tuzunu hissettiriyor. Can Akkaynak, bir yandan günümüz İstanbul’undan seslenirken bir yandan da 848 yılına, Bizans’ın gizemli günlerine açılan bir kapı aralıyor.
Bir gün eline gizemli bir defter geçen Mehmet Gazi’nin hikâyesiyle başlıyoruz. Sonra zaman bükülüyor, şehir bir başka yüzünü gösteriyor: fresklerle dolu duvarlar, altın saçlı bir kadın — Helene… O andan itibaren hikâye sadece bir zaman yolculuğu olmakla kalmıyor arkadaş, kalple aklın birbirine karıştığı bir yolculuk oluyor.
Tarihi dokusuyla, büyülü atmosferiyle İstanbul burada neredeyse yaşayan bir karakter gibi. Her sayfa, sanki Galata’nın dar sokaklarından Ayasofya’nın gölgelerine uzanan bir rüya. Yazarımızın dili sade ama etkileyici; bir efsaneyi anlatırken bile modern bir ses duyuluyor satır aralarında.
Bu kitapta en çok sevdiğim şey, geçmişle bugünü zarif bir biçimde birbirine bağlaması oldu . Ne tam bir tarih romanı, ne de salt bir aşk hikâyesi… İkisini de dengede tutuyor. Bitirdiğinizde deİstanbul’a biraz daha başka gözle bakıyorsunuz zira her köşede bir iz, her taşta bir hikâye ararken buluyorsunuz kendinizi.
Kısacası İstanbul Efsanesi Helene 848, hem kalbe hem zihne dokunan, gizemli, zarif bir roman. Sessiz bir akşamda, şehrin ışıkları camına vururken okunacak türden. İyilikle ve kitapla kalın.