·88 syf.····Okunma: 13 Kasım 2025 21:05 Bu kitap ilk defa katılacağım bir kitap klübünün kitabıydı, normal şartlarda benim almayacağım bir kitaptı ama okuduğum için mutluyum gerçekten.
James Tiptree Jr.’ın çarpıcı novellası, üç erkek astronotun uzay görevleri sırasında yaşadıkları bir arıza sonucu bilinmeyen bir geleceğe savrulmalarıyla başlar. Lorimer, Dave ve Bud, iletişim kopukluğu yaşadıkları için sürekli “Houston, Houston, beni duyuyor musun?” diye çağrı atarlar; ancak hiçbir yanıt alamazlar. Dünya’dan tamamen yalıtılmış hâlde sürüklenirken karşılarına yardım çağrılarına cevap veren bir gemi çıkar. Bu gemidekiler, ilk bakışta tuhaf bir sakinlik ve yumuşaklıkla davranan kadınlardır. Üstelik ekip tamamen kadınlardan oluşmaktadır.
Bu kısımdan sonra kitabı okumayı düşünenler okumasın, spoiler içerir.
Kadınlar onları güler yüzlü, sakin, ölçülü bir profesyonellikle karşılar; hiçbir agresyon, hiçbir gerginlik yoktur. Erkekler ise şaşkındır, çünkü kadınlar yalnızca mürettebat değil, aynı zamanda insanlığın tek temsilcileridir. Erkekler yüzyıllar önce yok olmuş, bir salgın veya bir zincirleme felaket sonucu soyları tükenmiştir. Kadınlar ise toplumu klonlama yoluyla, şiddetin ve ataerkilliğin olmadığı bir düzen kurarak sürdürmüştür.
Başta nazik görünen bu karşılaşma, zamanla bir gerilim hattına dönüşür. Çünkü kadınlar yalnızca yardım eden bir ekip değildir; aynı zamanda üç erkeğin davranışlarını bilimsel bir titizlikle gözlemleyen bir araştırma grubudur. Erkekler farkında değildir ama her hareketleri, konuşma biçimleri, birbirleriyle iletişimleri, kadınlara karşı tutumları, inceleniyordur.
Erkeklerin kendi içlerinde de karakter farkları hızla açığa çıkar. Bud saldırganlık eğilimli, buyurgan ve “eski dünyanın erkekliği”ni en uç haliyle temsil eder; kadınları küçümser, gücü ele geçirmeye çalışır, komut verme pozisyonuna geçmeye çabalar. Dave daha kontrollü ama ataerkilliğin içselleşmiş yargılarını taşıyan, “koruyucu ama üstün” tavırlar sergiler bir nebze de dini kullanarak yapar bunu. Lorimer ise en yumuşak olanıdır; yine de eski dünyanın erkek davranış kalıplarının izlerini taşır.
Kadınlar şiddetten uzak bir toplumda yaşamaktadır ve bu nedenle erkeklerin “güç gösterisi”, “çatışma eğilimi”, “kontrol etme isteği” gibi davranışları onlar için hem yabancı hem de tehditkâr görünür. Bud’ın bir kadına fiziksel şiddet uygulamaya kalkması, üçlü arasındaki tartışmaların kavgaya dönüşmesi ve erkeklerin gemiyi ele geçirme planları, kadınların gözünde yeterince kanıt oluşturur:
Erkeklik yeniden dünyaya dahil olursa şiddet de geri gelir.
Bir kriz yönetimi sakinliğiyle, kadın mürettebat erkekleri etkisiz hale getirir. Erkeklere çeşitli açıklamalar yapılır:
Toplum yüzyıllardır erkek olmadan, savaşsız, tacizsiz, tecavüzsüz, şiddetsiz bir düzen içinde yaşamaktadır. Klonlama teknolojisi sayesinde nüfusu sürdürebilmektedirler. Erkeklerin varlığı bu düzeni bozma riski taşımaktadır ve davranışları bunun açık kanıtıdır.