“ Ben Ozan. Sadece Ozan. Gökyüzünden kayıp gelen yıldız, senin adın ne?”
“ Ben… Sena,”
“ Tanıştığımıza memnun oldum… Ozan.”
Artık sadece Ozan…
️️️️
Doksanlı yıllarda geçen; sıcak dostlukların, kalp kırıklarının, düşmanlıklarının ve en önemlisi aşkın olduğu o mahalle. Peki ya siz hazır mısınız hepsiyle birden tanışmaya?
~~~~~~~~~~
Sıcak mahalle kurgularını, geçmişin tozlu raflarında mekik dokuduğumuz satırları ama en önemlisi de sizi evinizdeymiş gibi hissettiren, okurken hayal etmenizi sağlayan, kısacası film izliyormuş gibi hissettiren kitapları çok seviyorum. Bana göre Sevmenin zamanı yok tam olarak böyle hissettiriyor. Onları okurken o lunapark sahnesi, Gülfemle Mahirin hesaplaşmaları en çok da yüzleşme kısmı tam anlamıyla kafamda canlandı mesela. Ne olduğunu, ne hissettiklerini canlı bir şekilde film izlermişçesine okudum. Bu yüzden yazarının kalemini çok seviyorum. Çünkü bana evimdeymişim gibi hissettiriyor.
Kitabın ilk başlarında tam anlamıyla Gülfem ve Mahire odaklanmıştım. Onların ayrı kitabı olsa düşünmeden okurdum. Hikayeleri can yakan türden. Bu kadar seven kalmamıştır diye düşündürdü bana. Mahir’in sevdası hayal gibi geliyor çünkü. Annesine çok kızdım ama en çok da Gülfeme kızdım. Sebeplerinde haklı olabilirsin ama bu sakladıklarını haklı çıkartmaz. Çektiğiniz acıların üzerini kapatmaz. Çiçek ve Levent bence kaçan kovalanır misali. Levent geldi Çİçek kaçtı. Levent gitti Çiçek aşık oldu.
Beklediğim büyük bir hesaplaşma olmadı. Onun olmasını da isterdim ama asıl mutluluğu zaten yakaladılar. Ona gerek yokmuş. Zaten olmamış birisinden açıklama bekleyemezsin. Bir gerçek var ki şaşırmama sebep oldu. Başka bir şey bekliyordum sanırım ve şaşırdım. Ozan çok güzel seviyor. Şiir gibi seviyor aslında ama onunda hataları var.
Ne kadar kitabın ana çifti Ozan ve Sena olsa da benim gönlüm Gülfem ve Mahirden yana olacak.
Ben beğenerek okudum. Üstü kapalı da olsa bir yerde yetişkin içerik mevcut. Ona göre okuyun lütfen