Kaplanın Sırtında – Kitap Yorumu
Bugüne kadar II. Abdülhamid hakkında yazılan romanların çoğu, genellikle kendi mahallesinin yazarları tarafından kaleme alındığı için tek yönlü bir bakış açısıyla karşılaşırdık. Bu kez anlatının Livaneli’nin kaleminden çıkmış olması, başta biraz tedirgin edici görünse de romanın ilerleyen sayfalarında bu kaygının yersiz olduğu anlaşılıyor. Livaneli, Abdülhamid’i siyasi kimliği üzerinden tartışmak yerine, onun kişisel yönlerine, kırılganlıklarına ve sürgün yıllarındaki ruh hâline odaklanmış.
Roman, II. Abdülhamid’in tahttan indirildikten sonra Selanik’te geçirdiği 3,5 yıllık sürgün dönemini, kendisinin ve ailesinin sağlık bakımından sorumlu olan İttihatçı Tabip Yüzbaşı Atıf Hüseyin Bey’in tuttuğu defterler ışığında anlatıyor. Dönemin siyasi ve toplumsal atmosferi, kahramanların psikolojik çözümlemeleri ve dönemin sosyolojik yapısı oldukça dikkat çekici biçimde ele alınmış. Yazar, ihtilafa açık konuları aktarırken mümkün olduğunca objektif, titiz ve ölçülü bir dil kullanmış.
Abdülhamid’in sürgün günlerini, korkularını, tedirginliklerini ve kendisiyle çelişen duygularını okurken, Selanik’in kaybedilişinin bile ne kadar hüzünlü bir fon oluşturduğunu hissediyorsunuz. Osmanlı padişahlığından sefalet ve yalnızlığa uzanan bu yolculuk, hem doktorun gözlemleri hem de Abdülhamid’in iç sesleriyle derinleşiyor. Onun yeniliğe açık bir aydın olması, Avrupa seyahatlerinde hissettiği geri kalmışlık duygusu, buna rağmen istibdatı savunması; sürgün edildiği şehirde hoşnutsuzlukla karşılanması ve kendi başarısını “kurnazlığına” bağlaması romanın önemli temaları arasında.
Livaneli, iktidarın geçiciliğini ve tehlikeli doğasını “kaplanın sırtında olmak” metaforuyla çok etkili bir şekilde işlemiş: Güce binmek kolaydır, fakat inmek her zaman acı ve tehlikelidir.
Dil akıcı, kurgu tarihi gerçeklikten uzaklaşmıyor. Yazar, dönemin anılarını, belgelerini ve tanıklıklarını harmanlayarak güçlü bir roman atmosferi kuruyor. Abdülhamid’i bir padişahtan öte, fani ve sıradan bir insan olarak görme imkânı sunması kitabın en büyük değerlerinden biri. Aralara sıkışan küçük tarihî magazin detayları ise okuma deneyimini zenginleştiriyor.
Livaneli’nin üslubunu her zaman sevmişimdir; bu kitapta da yine insanı alıp götüren bir anlatımı var. Tarihe merakı olanların mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Ben çok beğendim.