Tolstoy'un gözünden görüyoruz ölmekte olan birinin yaşadıklarını. Ancak biz ölmekte olan birinin, ölümünü kendi gözünden de görüyoruz. Hayatta her şeyi dogru yaptığımızı düşündüren nedir bize? Ya da yanlış yaptığımızı? Her şeyi dogru da yapsak yanlış da yapsak "ölüm" denen gerçek kapımızı çaldığında hiçbir şeyin önemi kalmayacak. "Nasıl daha güzel yaşardım?" sorusu aklımızı kurtcuk gibi delicesine kemirecek. Belki de anları doğru yaşamak bize daha huzurlu bir ölüm getirebilir.
İvan İlyiç'in talihsizliğinin bambaska bir noktası da dikkatimi çekti. İvan Ilyiç ünlü bir yargıç. İşini layıkıyla yapan biri. Hatta bu konuda en iyisi olduğunu düşündürecek kadar titiz davranıyor. Ve eylemlerine bakılırsa haklı da. Ancak hayat mahkemesinin en ünlü yargıcı 'ölümü' kabullenmekte çok zorlanıyor. Ölümün ona haksızlık ettiğini düşünüyor. Haksız da sayılmaz aslında bu düşüncesinde. Hangi insan düşünmez ki ölümün kendine haksızlık yapmadığını? Hangi insan kabullenir öleceğini? Herkes ölür ama kendi asla ölmeyecekmiş gibi gelmez mi kendine..?
Kısaca bir insanin ölümünü tüm edebi süslerden uzak, yalın bir dille okuyoruz. Rus gercekçiliğinin tarifsiz lezzeti var satırlarda. Keyifli okumlar dilerim.