Claude Monet, empresyonizm akımının kurucusu ve en önemli temsilcisi olarak sanat tarihinde benzersiz bir yer edinmiştir. Onun sanatının temelini, "ışığın resmin başrol oyuncusu" olduğu felsefesi oluşturur. Monet, geleneksel atölye resminin aksine açık havada çalışarak doğanın anlık ışık değişimlerini yakalamayı amaçlamış, kısa ve titreşimli fırça darbeleriyle saf renkleri yan yana kullanarak adeta ışığın titreşimlerini tuvaline yansıtmıştır. Bu teknik, onun Nilüferler, Rouen Katedrali ve Saman Yığınları gibi seri çalışmalarında mükemmel şekilde somutlaşır. Özellikle Giverny'de yarattığı su bahçesi ve nilüferler, onun için sadece bir resim konusu değil, aynı zamanda doğayla kurduğu derin diyaloğun bir yansıması olmuştur. Monet'in ilerleyen yaşlarında katarakt nedeniyle değişen renk algısı, eserlerine yeni bir boyut kazandırmış, daha yoğun kırmızı ve mor tonlarla neredeyse soyut bir ifade gücüne ulaşmıştır. Sanatı, empresyonizmle sınırlı kalmamış, modern sanatın kapılarını aralayarak soyutlamanın habercisi olmuştur. Monet, yalnızca bir ressam değil; doğanın şiirsel dilini renkler aracılığıyla ölümsüzleştiren bir "ışık şairi"dir. Onun mirası, bugün dünyanın dört bir yanındaki müzelerde yaşamakta ve bize "an"ın güzelliğini kutlamayı öğretmeye devam etmektedir.