·80 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Kasım 2025 15:14 “Don Sandalio = Satranç Ustası”, yalnızca bir satranç romanı değildir; insan zihninin karanlık odalarına, bencilliğin, merakın ve varoluşun yankılarına açılan bir geçittir.
Don Sandalio'nun romanında karakterimiz insanlardan nefret edip kasaba gibi bir yere kaçınan bir tutsaktır, özgürlük tutsağı... Ama bir süre sonra sıkılır ve tekrar insan içine karışmayı ister. Bu noktada bir satranç derneğine kaydolur.
Orada Don Sandalio’yu görür ve görür görmez onu tahayyül etmeye başlar. Karakterimiz, onu bir insan olarak değil, yalnızca satranç oynayan bir figür olarak görür ve onun ibadet eder gibi oynamasından etkilenerek düşünde idealize eder. İşte bu bakış, insanların birbirine yaklaşırken ne kadar bencil, ne kadar çıkarcı, ne kadar mesafeli olduğunu açık eder.
Çünkü biz çoğu zaman birini çözmeyi severiz; ama onun gerçek hayatını bilmekten, ona bağlanmaktan ve o bağın bizi değiştirmesinden korkarız. İnsan düşündüğünden çok daha derin, çok daha karmaşık bir varlıktır.
Bu romanda satranç tahtası, çıplak bir oyun alanı değil, hayatın kendisidir:
Bir savaş sahası, bir temsil mekânı, bir gösteri yüzeyi.
Satranç oynamak bir tutku değil yalnızca; zihnin hipnoza kapılması, olasılıkların labirentinde yürümek demektir. Her oyuncu, kendi yaşamının karanlık dehlizlerini farkında olmadan yeniden kurar.
Don Sandalio da bu labirentin içinden geçerken, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünür oysa içindeki çöküşün ağırlığı hayat oyununun her hamlesinde biraz daha derinleşir.
Romanda geçen meşe ağacı figürü, neredeyse tanrısal bir bakışın simgesidir.
Gövdedeki oyuk anaç bir kucak gibi sıcak, gövdenin görkemi ilahi bir güç gibi soğuktur.
Sanki doğa burada hem gözleyen hem yargılayan hem de sığınak olan bir tanrıya dönüşür.
Sandalio’nun ve karakterin insanların aptallığından kaçışı ise aslında insanın kendi doğasıyla çatışmasıdır.
Aptallıktan hem haz alırız hem de onun acısını duyarız; insanın özeti bu ikilemdir.
Ne kadar yalnız kalmaya çalışsak da karşımıza hep bir başka insan çıkar çünkü yalnızlık bir istek, insanlarla karşılaşmak ise bir kaderdir.
Doğa bütün haşmetiyle insana bir yuva sunar; fakat maddiyatı doyurmaz.
Bu noktada insan, insanla uğraşır:
Onların gafleti, açgözlülüğü, aptallığı… ama hepsinin bir dozajı vardır.
İnsan tam da bu dengesizlik yüzünden hem acı çeker hem devam eder.
Sandalio'nun romanı, okuru yalnızca bir hikâyeye değil, kendi ruhunun labirentine çağırır.
Zihnin kimsenin bilmediği, kimsenin cesaret edemediği katmanlarını açar.
Kendi iç yolculuğunun üst merhalesine çıkmak isteyenler için “Don Sandalio Satranç Ustası”, sıradan bir metin değil; yoğun bir bilinç deneyimi olabilir.
Zevk alarak yazdığım bir incelemeydi ve bu yazarın okuduğum başka kitapları da var ruhuna derin bir saygı duyuyorum.
İyi okumalar