Puan vermedi·136 syf.··Beğendi
· "Harika annelik mi dedin gülüm? O ben olsam bari ben olsam bariiii"
"Saklambaç oynarken tenha yerlere ve inşaatlara girmeyin uyarıları, birilerinin bizi kaçırıp kolumuzu kesip dilendirebileceğinden fazlasını ifade etmiyordu. Benim için en kötü senaryo buydu. İnsanların ne kadar korkunç olabileceğini öğrenmeden büyüyen şanslı çocuklardan biriydim."
"Eskiden çocuklar böyle değildi, şimdikiler bir garip cümlesi var. Ama kimse nedenini düşünmüyor. Önceden bir çocuğu bir yetişkin cümleleriyle yaraladığı zaman çocuk bunu sokakta arkadaşlarıyla oynarken,mahalle bakkalı ile dertleşirken ya da bağıra bağıra sokakta ağlayarak en az hasarla atlatabilirdi. Şimdi 4 duvar arasında ağlaması bile kontrol altında olan çocuklara, eskiden psikoloji mi vardı diye söylenmek haksızlık değil mi? Eskiden arkadaş terapiydi,sokaklar terapiydi,gökyüzü terapiydi. Şimdi, küçük bedenlerine hapsolmuş yetişkin ruhlu evlatlarımıza bakınca diyorum ki: Çocuk olmak bile eskidendi."
"Bizi yoran sadece eşimiz mi? Dün akşamki dizide karısını aldatan adama duyduğumuz öfkeyi kocamıza kusuyor olmayalım ya da bakıcılarla büyüyen çocukları görünce kendi çocuğumuzun bizi zorladığını düşünüyor olmayalım."
"Kimse için çok çabaya değmez derdim 20 yaşıma. Herkesi memnun edemezsin, herkes tarafından sevilmek ve herkesle iyi geçinmek zorunda değilsin. İnsanları seç, yoluna bak deyip, güler yüzünden öperdim."
" Günlük hayatta, özellikle de sosyal medyada en çok ne anlatıyoruz? Çevremize vermek istediğimiz mesaj nedir? Fotoğraflarımızın altını hangi sözcükler işgal ediyor? Mutluyum, çok seviyorum, dürüstüm, kocam bana aşık, eşim bana sâdık, çok titizim, huzurluyum sözcükleri mi? Huzurlu muyum gerçekten? Peki, öyleyse neden sürekli anlatma gereği duyuyorum? Neden herkese duyurma çabasındayım? Kime ispat etmeye çalışıyorum? Tüm dünyayı inandırsam bile susmayacağım öyle değil mi? Çünkü buna inanması gereken en çok da benim. İnanmadığım için herkesi ikna etmeye çalışıyorum. Kimsenin ne düşündüğünün zerre önemi yok. Huzur insanın içinde olmalı, sadakat de mutluluk da güven de. Neyin eksikliğini hissediyorsak, onun var olduğuna inandırmaya çalışıyoruz kendimizi."
" Çocukken anne baba evinde sevgiye doymamış, evlenince de aradığı ilgiyi bulamamış yurdum kadınının bir kısmı içindeki boşluğu yiyerek, bir kısmı da alarak dolduruyor. İçinden bir ses: "Sevgiye açım" dedikçe o boşluğa ne koysam da sussa diye kendince alanlara yöneliyor. Bir dönem oldukça popüler olan evimin şunu şuradan bunu buradan deyip evi züccaciyeye döndürmek ve sosyal medyada bu konuda takdir görmek pembik yaşam tarzı adını verdiğimiz hayatlara ilgiyi artırdı. Adamların bir kısmı eşleri onlara bulaşmadığından diğer kısmı da hır gürle bu hayata mâhkum oldu."
"Günümüzün hastalıklı dünyasında daha 2 yaşındayken başlıyoruz çocukları ruh hastası edip etiketlemeye. 2 yaş sendromu, 3 yaş depresyonu, yok 4 yaş fırtınası. Şimdi lütfen, yavaşça elindeki psikoloğu yere bırak ve kendini onun yerine koy."
"Lohusalar depresyona tek başına girmez, zorla sokulur hatta arkasından ittirilir. Temennimiz bu tiplerin azalarak bitmesi, koşarak uzaklaşmasıdır. Yoksa her mahalleye bir lohusa destek timi kurup bu türlerden uzak tutmak boynumuzun borcudur."
"Serada yetişen marullar, serada yetişen çocuklar... Elmanın doğal olduğunu nasıl anlarsınız? En parlak olanı mı yoksa çürüğü olan bir elmayı mı seçersiniz? Elma'nın da çocuğun da doğalında çürükler olmalı. Dizlerindeki morluklar, Hah işte bu çocuk yaşıyor dedirtmeli!"
"Bilenler bilmeyenlere, bilmeyenler bilenlere, bilmeyenler bilmeyenlere anlatıyor. Nasrettin Hoca hâlimizi görse bindiği dalı da alır, giderdi. Öyle bir hâl içindeyiz. Ben bir anneyim. Tecrübesizliğimin, toplumun dayatmalarının, eğitim sisteminin hatalarının, çocuklarımın ödevlerinin, yalnızlığımın ve içi boş kalabalığımın yükünü taşıyorum. Sendelediğim yerde çocuklarımın üzerine devriliyorum. Ben modern zamanda bir anneyim. Üstüme gelmeyin. Yüküm ağır, kalabalıklar içinde dört nala koşuyorum."
"Yine sihirli annem mi seyrediyorsunuz? Bilgisayara şifre koydum giremezsiniz, çok oynadınız!" diyerek her yeri mayın tarlasına çevirdiğim günler çoğunlukta. Eğer bir gün psikolog koltuğuna uzanırlarsa, çocukluklarına indiklerinde büyük ihtimalle karşılarında ben olacağım:"Ne işiniz var burada? Büyüyüp gittiniz, çocuk gibi davranmayın!"
"Şimdi her an çikolataya ulaşabilen, istediği bir oyuncak için beklemek zorunda kalmayan, yeni kıyafet giymenin hazzını yaşayamayan evlatlarımızı ne çok şeyden mahrum ediyoruz farkında mıyız? Heyecan duyup anlatmaktan, birinin seni dinlediğini bilme hissinden, istemekten ve kavuşmaktan, beklemekten ve sabretmekten... Üstelik bunları yaparken hatalı olduğumuz noktaları çoğu kez görmüyor, neden böyle davrandığımızı gözden kaçırıyoruz."
"Sokaktaki insan için adaleti düşünemiyorsanız adliyede avukat olmanızın, merhamet duymuyorsanız doktor olmanızın, insana değer vermiyorsanız öğretmen olmanızın bir anlamı yok. Komşunun yanından selamsız geçiyorsanız, akşam sofradan eline sağlık demeden kalkıyorsanız, markette sırasını kaptıran birinin hakkını gözetemiyorsanız diplomalarınızın hiçbir önemi yok."
"Bir kapı kapandığında başkası açılır, fakat biz sıklıkla ve uzun süre kapanan kapıya üzülerek baktığımız için, bizim için açılan kapıyı göremeyiz. Hayatımızda bizi bıraktı diye kızdığımız insanlar var ya, işte onlar sadece sebeplerdir. Gidişleri, terk edişleri, kapattıkları kapılar, ellerimizi bırakışları, yalnız kalışlarımız, geçemediğimiz sınavlar, geçemediğimizi sandığımız imtihanlar hepsi birer sebep. Neydi burası "Sebepler âlemi" her şeyin bir sebebe bağlı olduğu âlem. Ne mutlu ardındaki mânâyı görebilene."
"Sevgi senin için en değerli olanı değil, karşındaki için en değerli olanı verebilmektir. Ama ben şu dersi çıkarıyorum;Sevgi karşındakinin kendisi için en değerli olanı verdiğini görebilmektir"
"İlişki söz konusu olduğunda işin içine iki tarafında o güne kadar biriktirdiği yaralar giriyor. Ve iki tarafın yarası da aynı yerden kanadığında kıyamet kopuyor. Karşıdaki kişinin yarasını görmezden gelip neden böyle davrandığı ile ilgilenmek yerine, değiştirmeye çalıştığımızda iletişim kopuyor. Kendi yönümüzün doğru olduğuna o kadar emin oluyoruz ki karşımızdakini de peşimizden sürüklemeye çalışıyoruz. Direndiğinde ise ilişkiyi kaosa sürüklüyoruz. Önümüzü görmediğimiz bir yolda, eşlerimize eşlik etmek yerine, olduğumuz yerde tepinerek yolumuzu toza toprağa buluyoruz."
"Kadının biri Allah'a dua ediyormuş. Allah'ım bana öyle bir zenginlik ver ki su diyeyim su gelsin, yemek diyeyim yemek gelsin. Etrafım bana hizmet eden insanlarla dolsun diyormuş. Kadın bir gün gerçekten çok zengin olmuş ama felç de olmuş. Tamamen yatağa bağlıymış ve sadece iki kelime konuşabiliyormuş: Su ve yemek. Su deyince suyu, yemek deyince yemeyi geliyormuş. Yani dua ederken, Allah'tan isterken kelimeleri özenli seçmek lazım. Allah'ım bana sabır ver dediğimizde belayı çektiğimizi, kafamı dinlemek istiyorum dediğimizde yalnızlığı üzerimize çektiğimizi bilmemiz lazım."
"Annelik tahmin ettiğimden çok daha farklıydı. Kendimi yıllarca yüzmeyi kitaplardan öğrenmeye çalışıp kolumu şöyle atacağım, bacağımı böyle çırpacağım diye tekrarlayarak iyi bir yüzücü olduğunu sanan biri gibi denize düştüğünde çırpınırken buldum. Teknik olarak her şeyi biliyordum ama hiçbir işe yaramıyordu."
"Aslında uyurken çok tatlılar. Üstelik dışarıda birlikte oynarken, banyoda gözlerine sabun kaçmasın diye gözleri kapalı bir şeyler anlatırken, aldıkları bonibonları birbirlerine tek Tçtek yedirirlerken, birbirlerinden ayrı kalamazken, okulda verilen kekin yarısını kardeşine ayırırken de. Amaa... Amaa... Ne diyecektim unuttum. Kurban olurum verene mi? Sanki sızlanacaktım ama geçti."
"Öfkeyle kalkan; vicdan azabıyla oturur!"
"Peki, daha önce hiç koşulsuz sevildin mi? 5 dakika önce kalbini kırmana rağmen, kim sana gelip hiçbir şey olmamış gibi sarıldı? Ya da kaşına, gözüne, boyuna, rengine bakmadan kim böyle sevdi seni? Bir çocuğa davrandığın gibi davran etrafındakilere. Sonra bak bakalım kimse kalıyor mu etrafında. Ama o her gece yine de sana sarılıp uyumak istiyor değil mi? Kaybetmeyeceğinden emin olduğun için mi bu kadar rahat öfkelenebiliyorsun? Peki, kaybetmediğine emin misin? Ya ince ince kopan bir halatsa sizi bağlayan? Bir gün tüm o affedişlerin, kopan ipleri yakalamak adına bir çırpınış olduğunu fark edersen ve artık çok geçse. Evet, yarın çok geç..."
"Ağlamasına hoşgörüyle karşılık bulamamış bir insanın ağlamalara tahammüllü olmasını beklemek, babasından ilgi görmemiş bir erkeğin, çocuğunun duygusal ihtiyaçlarına karşılık vermesini beklemek, kendisi yaralarını görmediği sürece boşa beklemektir. Çünkü ağlamama izin verilmediyse, ağlayan insana tahammül edemem. Sevildiğimi hissedemediysem, sevdiğimi gösteremem. Öpülmediysem öpemem, dokunulmadıysam dokunamam. Benimle oyun oynanmadığı için ben de oyun oynayamam. Ben sabırsızım demek yerine, NEDEN sorusunu sormak önemli. NEDEN SABIRSIZIM VE NEDEN TAHAMMÜL EDEMİYORUM? Evladım çocukluğumun hangi yarasını kanatıyor? Yarayı görmezden gelmek yerine; yaram neden kanıyor, YARAM NEREDEN KANIYOR, diyebilmek önemli."
" Bazen bırakmayı bilmeli insan, yıkılmak isteyen bir evi ya da gitmek isteyen bir insanı."
"Çoğunlukla öfke, kırgınlık, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, karamsarlık biriktikçe pis kokular saçan bir çöp kutusu gibi kötü enerji yayıyoruz etrafa. Kapasitemiz sınıra dayandığında, ilk hamleyi yapan kişiye tüm çöplerimizi döküveriyoruz. En acısı da bu hamlenin çoğunlukla masum yavrularımızdan gelmesi. Sonrası kendilerine ait olmayan koca bir çöp yığını altında kalmaları. Evlerimizi temizlediğimiz gibi bedenimizi, ruhumuzu, zihnimizi ve kalbimizi de temizlemeli."
"Bizim çocukluk dönemimize denk gelmediği için modern ve teknoloji ile donatılmış bir hayatta nasıl çocuk yetiştirilir, sorusuna annelerimizden alacağımız bir cevap yok. Tecrübelerinden faydalanacağımız büyükler, akıl danışacağımız uzmanlar da yok. Bu konuda ilk ve şu an için tek nesil biziz. Bizim dönemimize kadar olan annelik, büyük oranda usta ve çırak ilişkisi şeklindeydi. Etrafımızdaki büyüklerin tecrübelerinden faydalanma ve gerektiğinde sorup bilgi alma şeklinde ilerleyen annelik, bize gelince tıkandı. Aramızda neredeyse çağ farkı bulunan bir nesil var ancak geri dönüp faydalamabileceğimiz tecrübeler yok. Bugün uyguladığımız birçok yöntem deneme yanılma usulünde. Deniyoruz ama yanılıp yanılmadığımız belli değil. Yaşayıp göreceğiz ve büyük ihtimalle de kayıplar vereceğiz."
"Güzel olan, kötü olan, beni yoran ve hayat katan ne varsa geçti. Sen de sana gelen iyi kötü ne varsa bir kenara bırak ve bir çay demle. Eyvallah de. Bir çay koy kendine. Hepsi geçer."