Vadideki Aşk ve Ölüm
10/10
·302 syf.··
2025 31. kitabı
Evvela kitabı bir sefer bitirdim. Tam anlamadığım için hemen ikinci sefer okumaya başlayıp bitirdim. Bu kitabın tam anlaşılması için muhakkak iki sefer okunması gerektiği kanaatindeyim. Zira ikinci sefer kitabı okumadan önce yazar Balzac'ın hayatını araştırıp bilgi edindim. Bu sayede yazarın hayatından izler taşıyan bu eseri çok daha iyi anlamış oldum. Uzun edebi cümle ve kelimeleri sevmeyen ve henüz yeni okuma alışkanlığı kazanmış olanlar bu kitaptan uzak dursun. Zira kitabın yarasından fazlası betimlemeler ve kişilerin ruh halinden bahsederken öbür taraftan kitabın konusundan kopup unutmuş oluyorsun. Dolayısıyla edebi yönden çok güçlü bir kitap olduğunu düşünüyorum. Söylenen sözler, kurulan cümleler kesinlikle sıradışıdır. Gelin büyük yazar Honore De Balzac'ı tanıyalım biraz: Fransız edebiyatçı ve oyun yazarı. Köy kökenli bir ailenin çocuğu olarak 1799 yılında Tours'da dünyaya geldi. Fransız edebiyatının en önemli yaralarından biri ve gerçeklik akımının öncülerinden kabul ediliyor. Ailesinin ilk çocuğudur. Fakat doğumdan sonra annesi onu redder. Onun emzirme, bakım gibi temel ihtiyaçlarını dahi redder. Burası da ayrı bir muamma tabi. Bir anne çocuğuna karşı nasıl bu kadar soğuk olur hala anlamış değilim. Bundan dolayı Balzac, bakımı için başka bir kadına verilir. 4 yaşına kadar bu kadın kendisine bakar. Sonra başka bir aileye veriliyor ve 7 yaşına kadar bu ikinci aile büyütüyor. Balzac'ın ailesi fakir değildir, maddi durumu iyidir. Hatta 3 kardeşi daha var ve bunlar ailesiyle beraber yaşarken Balzac hep dışarda ve başkasında kalmış oluyor. Yani nedense ailesi sadece Balzac'ı kabul etmiyor. Tabi bu süreçte ailesi Balzac'ın durumundan ve nerede olduğundan haberi var. Sadece aile olarak yanlarına gelip beraber yaşamaktan hep uzak durmuşlar. 7 yaşından 14 yaşına kadar yatılı okulda okuyor. Bu sürede buradaki öğrenciler bir sefer eve giderken Balzac eve gidemiyor. Ailesi onun derslerinin kötü olduğu bahanesiyle eve gelmesini istemez. 14 yaşından sonra eve döner fakat yaşadığı bunca şeyden sonra artık bazı şeylerin farkına varmış ve bu sefer kendisi ailesine soğuk davranıp kabul etmez. Sonra hukuk okur ve bir noterde çalışmaya başlar. Ancak bir süre sonra işi bırakır ve 'ben yazar olacağım ' der. Bunun ailesine bildirir fakat ailesi karşı çıkar. Paris'e gider ve burada yalnız başına ortamı çok kötü olan bir oda tutar. Amaç burada sadece yazmaktır. Ailesi yazma işinden vazgeçsin diye ona maddi yardımda bulunmaz. Fakat tüm bu olumsuz şartlara rağmen Balzac durmadan yazar ve sayısız eser ortaya çıkar. (Tam da burada Martin Eden aklıma geldi. Çok benzer) Fakat günümüze çok azı ulaşmıştır. Yazdığı bu eserleri basmak için parası olmadığından eserlerini hayali bir yazarla basar. Ailesinin yanına gittiği bir zamanda, iki kızı olan komşusunun evine sık sık gidip gelmeye başlar. Bu komşu kızlardan biri evli biri bekardır. Ailesi bekar kıza aşık olduğunu düşünür. Fakat Balzac, 45 yaşındaki bu kızların annesi ile ilişki yaşıyor. Balzac küçükken annesinden görmediği sevgiyi, evli ve kendinden yaşça büyük kadınlarla ilişki kurar. Sonraki süreçte maddi getirisi var diye bir yayınevi kurar fakat bu işi batar. Sonra o dönemde saygınlığı olan matbaacılık işine giriyor fakat bu işi de batırır. Bundan dolayı borçlanır. Kendini zinde tutmak için bir günde onlarca kahve içerek sürekli ve durmadan yazmaya devam eder. Bundan dolayı bir çok eser ortaya çıkarır. Balzac'ın asıl amacı para kazanıp şöhret sahibi olmaktır. Bunu kitaplarıyla yapmak ister fakat istediğini o dönemde elde edemez. Hatta Napolyon'un heykelini alıp karşısına asıyor ve üstündeki kağıda şunu yazar: " onun kılıcıyla yaptığını ben kalemimle tamamlayacağım" Bu söz aslında onun ne kadar yazma tutkusu biri olduğunu gösterir. Sonraki süreçte yazdığı bir kitapla önlenir. Bu sayede zenginbir kadınla tanışır. Bu kadınla 7 yıl mektuplaşır ve evlenir. Balzac'ın tam istediği cok güzel bir evde yaşamaya başlarlar. Ancak Balzac bu serveti tam yaşamadan 6 ay gibi kısa bir süre sonra 1859 yılında vefat eder. Kısacası Balzac'ın hayatı çok iniş ve çıkışlarla doludur. Hayatta büyük paralar kazanarak şöhret sahibi olmak ister. Bunu eserleriyle yapmak ister. Anne sevgisiden yoksun büyümüştür. Dolayısıyla annesinden görmediği bu ilgi ve sevgiyi eserlerine yansıtmıştır. Nitekim bu kitapta geçen Felix isimli kahraman tamamen Balzac'ın kişiliğini yansıtır. Hatta bir eserinde " benim hayatımdaki bütün kötülüklerin sebebi annemdir" der. Şimdi gelelim kitaba. Kitabın baş kahramanı Felix'dir. Nitekim bu kitap, Felix'in üçüncü sevgilisi olan Natalie'ye yazdığı mektupla başlar. Natalie Falix'in önceki hayatını merak edip sorduğu için olay olgusu Felix'in ağzıyla tüm ayrıntısıyla anlatmaya başlanır. Yani Felix bu vesileyle kendi çocukluğundan tut ilişki yaşadığı diğer olay kahramanları Henriete ve Leydi Dudley (Arabellle) ile yaşamış olduğu aşk ilişkisini detaylı anlatır. Fakat bu anlatım çok edebi bir üslupla aktarılmış. Betimleme ve tasvirler çok uzun cümlelerle kurulmuş. Bundan dolayı kitabı okurken zaman zaman olay örgüsünden uzaklaşıp neyi anlattığını bile unutabilirsiniz. Bu sebeple kitabı sabırlı ve dikkatli okumak gerekiyor. Fakat buna rağmen yazarın kurduğu cümlelere ve aktarma biçimine hayran kaldım. Zira kitabı okurken her tarafından edebi bir koku yayılıyor. Hayran kalmamak elde değil. Felix, bir gün bir kutlamaya katılır ve orada Henriete'yi görür ve hiç tanimadiğı bu kadına tutulur. İlerleyen süreçte Felix'in ailesi, onun dinlenmesi için ailesinin bir yakın tanıdığı olan ve Tours'da bir şatoda vadinin yanında yaşayan Chesell adında birinin yanına gönderir. Felix buraya gittiği ilk gün yan şatoda ağaç altında bir kadın görür ve bu kadını daha önce bir kutlamada gördüğü kadın olduğunun farkına varır. Tâbi hem şaşırır hem de çok şaşırır. Yanına gittiği ev sahibi Chesell'e bir bahaneyle bu kadının evine (Henriete) gitmek istediğini söyler. Nitekim Chesell de yemek daveti ile kendini ve Felix'i bunların evine akşam yemeğine davet edilir. Chesell, Felix'i mösyö kont ve eşi mösyö kontes 'e (Henriete) tanıtır. Felix ile kontes daha önce karşılamalarına rağmen belli etmezler ve bundan sonraki süreçte tatil boyunca Felix, bu eve gidip gelir. Böylece Kontes yani Henriete ile arasında sıkı bir ilişki yaşanır. Hatta Felix, bu ailenin bir üyesi gibi olur. Burada Felix, Henriete ile hep baş başa kalıp ona olan aşkını her seferinde dile getirir. Fakat Henriete, Felix'i de diğer iki çocuğu gibi yani bir anne gibi sevdiğini söyler. Buna rağmen Felix, her seferinde kontese olan aşkını dile getirir. Tatil biter ve Felix buradan ayrılmak zorunda kalır. Bu esnada Henriete Felix'e bir mektup yazarak eline verir. FELİX buradan çıktıktan sonra bu mektubu okur ve mektub tamamen, Henriete nin ona o yazmış olduğu hayat nasihatlerini içerir. Bu mektubu çok beğendim. Zira yazar burada hayata dair çok önemli nasihatlerini sıralar. Daha sonra Henriete nin yönlendirmesi ile Felix, kibar çevreye girer ve önün açılır. Hatta kralın yanında gorevli önemli görevlerde bulunur ve en güvenilir kişilerden biri olur. Böylece önü yayılır ve saygın bir adam olur. Fakat bu sırada evli olup iki çocuğu olan Leydi Dudley ile tanışır. Bu tanışma yeni bir aşka yelken açar ve bu kadından dolayı olay kopuyor. Bir süre sonra Felix tekrar vadideki Kont aileisini ziyarete gider. Fakat bu ziyarette Henriete, Felix'e hiç yüz vermez. Kendisine niçin böyle davrandığını sorgulamaya başlar. Fakat Henriete bir şey söylemez. Sonraki onlarla vedalaşıp kralın yanına döner. Bir süre sonra Henriete'nin hastalandığını öğrenir ve hemen oraya gider. Ancak Henriete hüzün ve kederden 42 gündür ne yemiş ne de içmiş. Bu hüzün ve kederden kötü bir hastalığa yakalanmıştır. Henriete burada öleceğini bildiği için tüm ailesi ile vedalaşır. Hatta eşi mösyö Kont ve Felix'i yanına çağırır ve ikisinden de bağışlanmak ister. Ancak bu şekilde huzurlu bir şekilde öleceğini söyler. Burada eşinin izni ile Felix'e bir mektup verir. Öldükten sonra okumasını ister. Ve Henriete bir kaç gün içinde ölür. Vasiyetinden dolayı kilisedeki ayinden sonra evlerinin arkasındaki fakir ve kimsesiz olan sıradan bir mezara gömülür. Defineden sonra Felix, Henriete'nin kendisine yazmış olduğu mektubu okur. Mektupta kendisini ne kadar sevdiğini açıkça ifade eder ve Felix'i, kızı Madaleine ile evlenmesini vasiyet olarak yazar. Fakat Madaleine annesinin ölümünü Felix'e bağlayarak bunu kabul etmez hatta bir daha onu hiç görmek istemez. Bunun üzerine Felix, bu aile ile vedalaşarak vadiden ayrılır ve hiç farkına varmadan Leydi Dudley'in evine gider. Burada Dudley, üzerindeki elbiseler ile onu küçük görür ve hakaret tarzı konuşmalar yapar. Felix buna çok kızar ve aynı nitelikte Madaleine sözler söyler. Buradan ayrılır ve Madaleine ile ilişkisini keser. Bundan sonra kendine bazı konularda söz verir: Bir daha asla bir kadını sevmeyecek, Henriete'ni hiç unutmayacak, mesleğinde kariyer yaparak daha ilerleyecek gibi sözler verir kendisine. Ancak kitabın girişinde 3. sevgilisi Natalie 'ye yazmış olduğu mektuptan anlaşılacağı üzere bunu başaramaz. Üçüncü sevgili Natalie ile ilişki yaşamış olur. Ve tüm bu yaşananlara istinaden üçüncü sevgili Natalie, kitabın girşinde kendisine mektup yazan sevgilisi Felix'e bir mektup yazar. Mektupta Felix'i ağır bir şekilde eleştirir. Henriete ve Leydi Dudley'e haksızlık yaptığını dolayısıyla birgün kendisine böyle yapacağını, önceki sevgilileriyle kendini kıyasladığı için hiçbir zaman gerçek anlamda kendisini sevemeyeceğini, hatta Felix'in kendisinden sonraki seveceği dördüncü kadına şimdiden acıdığından bahisle kitap sonlanır.
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Akvaryum Yayınları · 201253,1bin okunma
·
267 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.