Bu kitabı okurken sanki mahallemizden birinin hayatına gizlice tanıklık ediyormuşuz gibi hissettim. Sokakları adımlayan, hayatın küçük detaylarını fark eden insanlar, bizden biri gibi karşımıza çıkıyor. Her öykü, günlük yaşamın içine serpiştirilmiş birer parça gerçeklik taşıyor; karakterler çok canlı, olaylar sahici ve samimi. Okurken kendimi onların yanında yürüyormuş, aynı havayı soluyormuş ve zamanın içinde yaşıyormuş gibi hissettim.
Beni en çok düşündüren öykülere değinmem gerekirse sinan’ın baston ve askı üzerinden anlatıldığı öykü beni derinden etkiledi. Baston geçmişi, yaşlılığı ve anıları temsil ediyor. Sinan’ın babasının da aynı bastonu kullanmış olması, kaybın ve geçmişe duyulan özlemin ağırlığını hissettiriyor. Askı ise kırık olmasa da atılmış; bu da artık hayatta olmayan birinin bıraktığı boşluğu simgeliyor
Toprak öyküsü ise farklı bir derinlik taşıyor. Mezarlık, kendi sessizliğini ve yalnızlığını anlatıyor. Konusu, ölüm ve geride kalanların yalnızlığı üzerine kurulmuş.
Bu kitabın hocama ait olması ise benim için ayrı bir gurur kaynağı. Aynı okulda dersini dinlediğim, yakından tanıdığım bir kişinin böylesine derin ve samimi öyküler yazabilmesi bana ilham veriyor ve okumayı özel bir deneyim hâline getiriyor. Bizler için büyük bir şans, böyle bir hocamızın olması. Daha önce şiir kitabını da okumuştum ve aynı heves, aynı heyecanla bu kitabı okudum; her sayfa, kelimelerin gücünü ve hayatı hissettirmenin büyüsünü yeniden hatırlattı. Bu yüzden Toprağın Fısıltısı benim için; yaşamı ve insanı hissettiren, sıcaklığıyla okurun içinde uzun süre kalan ve ömür boyu okuyucusu olacağım bir eser.