Peri Palas’ın en güçlü tarafı, yazarın insan ruhunun küçük ayrıntılarını hissettirme konusundaki başarısıdır. Keder, pişmanlık, özlem ve arayış; sessiz fakat keskin çizgilerle işlenir. Karakterlerin ruh hâlleri çoğu zaman bir cümlenin alt tonunda, bir bakışın sessizliğinde kendini gösterir. Bu, romanın atmosferine hem şiirsel hem de hüzünlü bir derinlik katar.
Yazıcı’nın dili sade ama etkileyici; okuru yormadan iç dünyanın karmaşasına çekiyor. Çarpıcı olan ise, romanda hiçbir şeyin tamamen açıklanmaması: karakterlerin geçmişleri, kırılma anları, yaptıkları seçimler çoğu zaman sezdirilir. Bu da okuru hikâyenin ortağı yapar; eksikleri kendisi tamamlar, sessiz boşluklarda kendi sorularıyla karşılaşır.
Peri Palas, modern hayatın hızında esneyen ruhumuzu hatırlatan bir roman. Yalnızlığın kalabalık bir otelin içindeki ayak seslerinde dolaştığı, insanın kendine yaptığı yolculuğun en az şehir sokakları kadar karanlık ve karmaşık olabileceğini söyleyen bir hikâye.