·360 syf.····Okunma: 17 Kasım 2025 00:00 Selamlar ben kitabı beğendim. İlk kitabı birkaç sene önce okuduğum için karakter bağlantılarını kurmakta ve evrenin tarihiyle ilgili göndermeleri yakalamakta zorlandım.
Guari, abisinin faşist bir kral olarak yönettiği ülkesinin iyiliği için abisini tahttan indirmek ve kraliçe olmak istiyor. Ancak geçmişte abisinin entrikalarının kurbanı olmuş ve düşman krallıkta tutsak düşmüş. Guari, saraydan atılmadan önce en yakın arkadaşı Nailin abisi tarafından hücreye atılmış. Guari, Nailin ve Arjun arasındaki ilişki yeterince net değildi bana göre. Arjun, Guari’nin arkadaşı mı yoksa sadece sarayda görevli bir komutan mı asla emin olamadım. Bu ilişki dinamikleri kitabın sonu için önemli olduğundan bu kısmın net olmaması bana kitapta boşluklar varmış gibi hissettirdi.
Vikram ise bahsi geçen düşman krallığın kralla kan bağı olmayan varisi. Kral zamanında Vikram’ı yanına almış ve varisi olarak yetiştirilmesini sağlamış ancak kralın danışman meclisi Vikram’ı asla benimsememiş. Bu nedenle meclis Vikram’ın tahta geçmesini hiç istemiyor, geçse bile onun karar yetkisini tanımadan sadece görsel bir kukla olarak kullanmayı planlıyor. Tabii ki Vikram bu durumdan memnun değil ve bir kukladan çok daha fazlası olmak, kral olmak istiyor. Derken bir adamla karşılaşıyor ve adam ona Dilekler Turnuvası’ndan bahsederek Vikram’a giriş bileti veriyor. Böylece başlıyor hikayemiz.
Guari savaşçı bir prenses ve Vikram’ı öldürüp krallıktan kaçmayı planlarken Vikram ona Dilekler Turnuvası’nda partneri olmasını, eğer turnuvayı kazanırlarsa ikisinin de birer dilek hakkı olacağını söyleyince Guari bu teklifi reddedemiyor ve birlikte turnuvanın yapılacağı büyülü şehre gitmek için yola çıkıyorlar.
Karakterlerin atışıp durdukları sahneleri okurken çok eğlendim. Bir yandan kedi köpek gibi çekişirken diğer yandan birbirlerine karşı bir anlayış geliştiriyorlar. Aralarındaki düşmanlığın zamanla sempatiye oradan da aşka dönüşmesini okumak keyifliydi. Guari’nin kontrolü bırakmayı öğrenirken Vikram’ın güvenmeyi öğrenmesini okumak güzeldi.
Kitapta çok fazla felsefi motif var. Kitabı okurken yer yer durup bir düşündürüyor insanı. Ben beni düşündüren kitapları çok severim. Yazarın da gerek hikayeler de gerek bilgece sözlerle gerek bilmecelerle bazı şeyleri sorgulatması benim çok hoşuma gitti.
Kitabın geçtiği evren çok ilginçti bana göre. Bana kendimi Alice Harikalar Diyarında’daymışım gibi hissettirdi. Dillerden oluşan kapı, dikilmiş bir gökyüzü, hikayelerden kuşlar ve daha çok çok fazlası vardı. Yazarın zihninde bir gün geçirmek isterdim açıkçası.
Kitap boyunca pek çok mesaj veriyor yazar ama ben en sonda verdiği mesajı özellikle çok sevdim. Karakterlerimizin ikisi de çok net hırslarla başlıyorlar bu hikayeye ancak kitabın sonunda aslında gerçekten istedikleri o kök arzuları keşfediyorlar. Yine bana kendimi sorgulatan konseptlerden bir tanesiydi.
Aasha gerekli bir yan karakter miydi tartışılır ama onun yolculuğu ve keşifleri de ayrıca değerliydi.
Kitap genç yetişkin türünde bir kitap. Açık seks sahnesi içermiyor.
Kitap Hint kültüründe geçtiği için Hint yemekleri, yöresel kıyafetler ve daha birçok kültürel öge geçiyor kitapta. Yayınevi bu ögeleri sadece italik yazıp geçmek yerine keşke minik editör notları ekleseydi. Okumaya ara verip bahsi geçen şeyi googlelamak zorunda kalmaktan hoşlanmadım.
Özetle ben kitabı sevdim. Hani mutlaka okuyun demem ama okuması keyifli, yer yer hayatı sorgulatan güzel bir kitaptı.
Sevgilerle <3