Puan vermedi·244 syf.····Okunma: 25 Kasım 2025 20:03 İbrahim Hoca’nın bu yüzyılın en değerli düşünürlerinden biri olduğuna ve kıymetinin her geçen yıl daha iyi anlaşılacağına inanıyorum. Haftada 3–4 videosunu izler, kimi zaman aynı konuşmalara tekrar dönerim. Hem tasavvufi hem felsefi açıdan bizlere çok şey kattığını düşünüyorum. Bu yüzden siyasi kimliğinden çok, bana her zaman bir öğretmen, bir rehber ve babacan bir figür olarak gelir.
Kitaba dönecek olursak; “Aydınlanma” adı altında yaşanan maddi ve manevi bunalımlar karşısında Batı dünyası, halkı çarpıtılmış dini gerçeklerle veya imtiyazlı din adamları sınıflarıyla artık oyalayamayacağını görmüş; bunun sonucunda toplum için yeni bir “din/toplum görevlisi” gibi konumlanan seküler bilim ortaya çıkmıştır.
Yeni dünyanın amacı elbette eşitlikçi, insancıl veya çoğulcu bir düzen kurmak değildi. Acımasız sömürülerle ve kapitalist düzen içerisinde nihai hedef, dünyanın hâkimi olmak ve insanlığı yönetmekti. İnsanı “Tanrı” konumuna yükselterek her şeyi rasyonalizm adı altında maddeye bağlamak, tabiatı da bu uğurda göz kırpmadan tüketmek bu yeni oyunun kurallarıydı.
Fakat insan, fıtratı gereği maddeyle uzun vadeli ve sahici bir bağ kuramaz; kendini denklem kurucu zannederken aslında büyük denklemin içinde anlam arayışında kaybolur ve zamanla yok olur.
Bu süreçte İslam’ın ise kendine alan bulması giderek zorlaşmış; seküler gelişmeler, yıllar içinde İslam’a karşı daha saldırgan bir meydan okumaya dönüşmüştür. Oysa yüzyıllar boyunca İslam bilimi beslemiş, bilim de İslam’ı desteklemiş; Müslüman bilim insanları dünyaya pek çok teknik, felsefi ve bilimsel katkı sunmuştur.
Bugün asıl mesele, İslam dünyasının geleceğine nasıl yön vereceğidir. Batı’dan “direkt al–uygula” anlayışının ne kadar verimli olduğu günümüz dünyasında açıkça görülmektedir. Geçmişte olduğu gibi kendi örf ve adetlerini koruyabilen, özgürce üretebilen; sanatta ve edebiyatta dünyaya değer katan sanatçılar yetiştirebilen Müslüman ülkeleri yakın gelecekte görebilmek dileğiyle…