·640 syf.····Okunma: 26 Kasım 2025 23:35 Nereden başlasam, ne söylesem bilmiyorum. Bildiğim tek şey kitabın beni yerden yere vurduğu.
Öncelikle belirteyim, kitapta tetikleyici unsurlar mevcut lütfen bunu göz önünde bulundurarak okuyun.
İkinci kitabın finalinde, Afra’nın yaptığı şeyden sonra, Ölüm onun tedavi olmasını sağladı. Afra’nın kaçma girişimlerinden sonra ise yeniden daire 13’e geldi. Bu kitapta artık olaylar ve Ölüm iyice çığırından çıktı ve akılalmaz görevler vermeye başladı. Bu kadar da olmaz dediğim ne varsa okudum diyebilirim. Özellikle Ölüm’ün tutsaklara içirdiği geceden sonra her şey daha beter oldu. Bazı kısımlarda karakterlerden nefret ettim (bknz. Kutay). Ve kitabın finalinde de hala Kutay’ı sevmediğime karar verdim. (Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim ama kusmuk sahnesi berbattı, resmen midem ağzımda okudum.)
Çatıda olanlar tamamen beklentimin dışında olan şeylerdi ve artık Ölüm’den tamamen nefret ettiğime karar verdim. Ölüm’ün tutsaklara tv izlettiği kısımda Gökhan yerine ben ağladım. (Sevgili @isillimae lütfen terapi masraflarımı karşıla dlxksldkdl)
Ve beni en fazla üzen, beni yerden yere vuran, bu da yapılmazdı be sevgili yazar dedirten o son sahne… O kadar perişan oldum ki…
Ayrıca şunu belirtmek isterim, bence Gökhan, Afra’ya söyledikleri konusunda sonuna kadar haklıydı ve o yüzden biz böyle bir final okuduk.
Ve daire 13’e gelen tablo… O kısmı ilk okuduğum an bir şeyler olacağını anlamıştım. Çünkü bu kitapta hiçbir şey boşuna değil ve her şeyin bir anlamı var…
Neyse, benim psikolojimi oldukça yerden yere vuran bir kitap olmasına rağmen ben bu seriyi çok sevdim. (Galiba ben de pek normal değilim ldjclendls) Ve kuşkusuz üçüncü kitap hepsinden daha fenaydı…