·304 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Kasım 2025 19:38 Kemal Varol, her yeni kitabında okurunu sessizliğin içindeki gürültüye, görünmeyenin içindeki yaraya ve bireyin kalabalıklar karşısındaki yalnızlığına götüren bir yazar. Onu Sevdiğim Zamanlar da bu çizginin devamı niteliğinde; hatta Varol’un sessizlik, kimlik, vicdan ve yüzleşme temalarını en berrak hâliyle işlediği kitaplardan biri olarak öne çıkıyor. Yazarın daha önceki eserlerine aşina olarak, bu kitapta da onun imzası hâline gelen sade ama derinlikli dili, duygu yoğunluğu ile örülü anlatımı ve insanın iç sesine dokunan yaklaşımıyla karşılaşıyor.
Roman, ilk bakışta basit bir aşk hikâyesinin gölgesinde ilerliyormuş gibi dursa da aslında çok daha fazlasını taşıyor: insanın içten içe büyüttüğü sessizliklerin nasıl bir yük hâline dönüştüğünü, kimliksizliğin ve aidiyet sancısının ruhu nasıl örselediğini, toplumsal baskıların bireyin üzerinde bıraktığı çentikleri tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Varol, suskunluğun bir kaçış değil, çoğu zaman en ağır itiraf biçimi olduğunu hatırlatıyor. Çünkü kitap boyunca karakterler konuşmadan da büyük cümleler kuruyor; sessizlik bir anlatı aracına dönüşüyor.
Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, vicdan kavramının hikâyeyi adeta omurgasından kavraması. Kimi zaman koltuk sevdasının, makam hırsının ve iktidarın çekiciliğinin gölgesinde kalan vicdan, bu kitapta tam tersine bütün bu kavramların karşısında dimdik duran bir güç olarak beliriyor. Karakterin içsel hesaplaşması, doğru bildiğiyle yapmak zorunda bırakıldığı arasındaki çatışma, okuru zaman zaman öfkeye sürüklüyor; zaman zaman ise derin bir hüzne. Varol, insanın en karanlık anında bile vicdanının sesini duyduğunda neleri göze alabileceğini güçlü bir dille aktarıyor.
Kitabın sonunda okuru bekleyen duygu geçişi ise Varol’un anlatı ustalığını bir kez daha ortaya koyuyor. Yarım kalmış bir aşkın sızısı ile vefanın dingin güzelliği arasında salınan final, romanın bütün temasını özetleyen bir ağırlık taşıyor. Aşkın eksik bırakılmış yanları ile vefanın tamamlayıcı tarafı arasında kurulan bu denge, okurun zihninde uzun süre yankı uyandırıyor.
Ayrıca Varol’un kendi külliyatına yaptığı ince göndermelerden biri olan Kara Sis referansı, hem dikkatli okurlar için özel bir bağ kuruyor hem de anlatının atmosferini daha da yoğunlaştırıyor. Bu gönderme, kitabın dünyasını genişleten ve Varol’un eserleri arasında görünmez bir köprü kuran dokunuşlardan biri olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, Onu Sevdiğim Zamanlar, insan ruhunun en derin yerlerine inen, okuru kimi yerde sarsan, kimi yerde hüzünlendiren ama her sayfasında düşündüren bir roman. Sessizliğin konuştuğu, kelimelerin yaraya dokunduğu, vicdanın kendini duyurduğu bir hikâye. Kemal Varol’un dilindeki sadeliğe rağmen kurduğu yoğun atmosfer, bu kitabı yalnızca bir hikâye olmaktan çıkarıp güçlü bir içsel yolculuğa dönüştürüyor. Okur, roman bittiğinde yalnızca bir karakterin hikâyesinden çıkmış olmuyor; kendi sessizlikleri, kendi yaraları ve kendi vicdanıyla da yüzleşmiş oluyor.