“Annem beni özlemeyi bilmiyordu..”
Beni yerden yere vuran bu cümle üzerine tanıştığım kitap olur kendileri. Aile teması tercih etmekten sıklıkla kaçındığım, kurcaladıkça kabuklarından sıyrılıp hala ilk günkü gibi kanayan bir yaraya tekrar tekrar bıçak sokmak gibi hissettirdiğinden. Dolayısıyla kırk yerimden bıçaklanarak başladım okumaya. Sonra devam ederken ağlamayı bile planlayarak yapan bana tokat gibi vurdu yazarın her kelimesi. Deniz’le kurduğum bağ çok inceydi. Üzerinde yürüyor ve sürekli her satır başında sendeleniyordum. Ama devam ediyordum da çünkü bu hikayenin mutlu sona bağlanmasını istemekten kendimi alıkoyamıyordum. Zira bir annenin doyuramağı çocuğu tüm dünya doyuramaz. Annesinin sevmediği hiçbir kız yolunu kaybetmeden aydınlığını bulamaz. Her satırda Deniz de batıyordu. Ama öyle cesurdu ki su zaman zaman omuzlarını aşsa da o durmuyor üzerine gidiyor korkusuzca kulaç atıyordu. Boğulmayacaktı o, aksine yüzmeyi öğrenecekti. Koca dünyada en küçük en lanetli bağdır aile. Seçemediğin o insanlar tarafından hayatın paramparça edilebilir ama doğduğun evde büyümekten başka çaren de yoktur. Doğar ve büyürsün. Deniz çok çocuklu bir ailede hiç var olmamış gibi gözden çıkarılan bir çocuktu. Ölmeyi hayal eden bir çocuk. Oysa onun yaşındaki hiçbir çocuk değil hayal etmek bilmemeliydi bile ölümü. Önce köye sonra da yetimhaneye mahkum edilen masum bir candı. Orada başladı küllerinden doğmayı amaç edineceği hayatı. Ailesi de aile olmayı bilmiyordu zaten. Ablaları, abisi birbirine düşman kesilmişti. Fakir bir aileydiler. Anneleri çocuk taşımaktan başka bir şey bilmeyen sığ bir kadın; babaları ise ailesini geçindirmeyi başaramayan ve bunun o gurur ezici hırsını çocuklarından çıkarmaktan başka vasfı olmayan aciz bir tipti. Öyle bir karmaşadaydı ki Deniz benlik kaygısı ve kaçıngan bağlanma sorunlarıyla cebelleşeceğinden habersiz Remi Bey ve erbaplarınının hayatına girmesiyle birden nefes aldı ve yaşamaya karar verdi.
Yoğun bakımdan az önce çıkarılmış bir hastanın ciğerlerine ilk oksijen zerresini alışı gibi birden hayatına nüfuz etti yaşama hissi..
Ve o günden sonra o savaşacaktı. Hayatı için.. olmayı istediği kız için.
Yokluğu, bir çocuğun bakış açısından kopuk aile bağlarını, arkadaşlığı, sınıf farklarını anlatan ve her şeye rağmen kendini yetiştirmeyi başaran bir kadının öyküsünü ele alan akıcı bir roman. İlk sayfadan itibaren okumaya başladığında duramayacaksın. Oku ve o küçük kızın feleğin çemberinden geçen öyküsüne şahit ol.
Nanuş’un sıcacık, tertemiz yatağında uyur gibi hissediyordum kitap bittiğinde. Karakterlerin ağızları muhteşem ele alınmış. Çok doğal çok akıcı..diyaloglar kesinlikle birer sanat eseri..
Duygular okura şelale gibi akıyor.. bin muhteşem güneş’ ten sonra etkilendiğim nadir kitaplardan biri oldu. Şiddetle tavsiye ediyorum.