Selamlar canlar, Kasım ayının bana göre en yoğun haftasını kapatırken yakın zamanda okuduğum serimin ikincisi ile geldim..
Noah savaş patlak verdiğinde henüz 12 yaşındaydı. Babası, annesi ve köpeği Winn ile bir adada yaşıyordu. Babasının eski teknesi Kraliçe Maudie ile hayaller kuruyor yeni maceralara yelken açmayı iple çekiyordu. Şimdilik beklemek zorunda çünkü babası savaşa gidecekti.
Ve ona bir söz verir. O gelene kadar hem köpeğini hem de annesini koruyup kollaması gerektiği ve bir arada tutması gerektiğini biliyordur.
Fakat bir sabah annesi ona çocukları tahliye edeceklerini ve onları trenlere bindirip en azından savaş bitene kadar başka ailelerin yanında güvende duracaklarını söyler!
Noan’ın aklındaki en büyük sorun ise köpeği Winn’e ne olacağıdır? Tabi ki adadaki veterinere gidip uyutulması beklenmekteydi.. Bu gerçekle yüzleşmeye henüz hazır olmayan Noah, veterinerin önündeki kuyrukta en yakın arkadaşı Clem ve alman cinsi köpeği Frank’ı da görünce bir plan yapması gerektiğinin farkına varır!
Hem de sınıfında onlara zorbalık yapan koca Col ve hayvanı bir piton ile birlikte…
Hep beraber Noah’ın babasına ait eski bir pas yığını olan tekne ile açılırlar.. O anda tek görevleri tekneyi Düşes’e ulaştırmak hayvanları sağ salim teslim etmek, teknenin motorunu havaya uçurmamak ve yakalanmamaktı! Ehh tüm bunları başarıp, birde pitona yem olmadan günü kapatabilirse bu işi hakkıyla yapmış olacaktı!
Peki teknede sadece köpekleri ve piton mu vardı? Yoksa Noah daha bu yolculuğun başında yanına başka hayvanlarda almış mıydı?
Evden habersizde çıkıp giderken, her şeyi hesaplamadan Times Nehrine açılan Noah ve arkadaşlarını neler bekliyordu dersiniz?
Ahh Savaş! Sen çocuklara bile en olmayacak şeyleri yapmaya cesaret ettirmek zorunda bırakıyorsun..