Gönderi

Düşmüş Tanrıçanın Kuyusunda Modern Kadının Yankısı
10/10
·262 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
120 günde okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2025 01:20
Alihan Demir’in Ya Star / Tanrıça Uyandı adlı romanı, Mezopotamya’nın tozlu mitlerini İstanbul’un bugüne sıkışmış kadınlığıyla aynı potada eriterek kuruyor hikâyesini. Kitap, ilk bakışta "Özgür İnsan" manifestosunun izini süren kadın gazetecinin yolculuğu gibi dursa da, ilerledikçe hem coğrafyanın hem de kadının kendi içine doğru açılan çok katmanlı bir anlatıya dönüşüyor. Merkezdeki karakter Heda, İstanbul’un ağır gündelik ritminde yorulmuş, “ne olması gerektiği” sürekli başkaları tarafından tarif edilen bir kadın. Heda’nın iç sesi, modern kent yaşamında kadınlara yüklenen görünmez beklentilerin tüm ağırlığını taşıyor: “Daha uygun bir meslek seç”, “fazla görünür olma”, “fazla iddialı olma”, “fazla kadın da olma”… Bu kırılgan noktadan Irak'a doğru yola çıkıyor. Yolculuğun rotası, Mezopotamya mitlerinin neredeyse damarlarından akıp geldiği hat: Kobane – Rakka – Bağdat – Amara. Bu hat yalnızca coğrafi bir güzergâh değil, aynı zamanda tanrıçaların tanrılar ve krallarla giriştiği kavgaların da binlerce yıllık bir tarihsel yolculuğu. Alihan Demir bu eserinde Heda karakterini, Dicle ve Fırat’ın kıyılarından geçirirken, coğrafyayı bir hafıza mekânı haline getiriyor. Kitap boyunca adeta Susan Sontag’ın “yolculuk bazen insanın içinden dışına taşan düşüncelerinin coğrafyasıdır” sözünü hatırlatan bir atmosfer var. Burada, Heda’nın içindeki düğümler, Mezopotamya toprağının katmanlarıyla birbirine karışıyor. İştar’ın Kuyusu: Dünyanın En Eski Hikâyesiyle Modern Bir Kadının Buluşması Romanın kalbini Amara’daki İştar’ın öldürüldüğü bilinen Şıkefta Ini mağarası oluşturuyor. Bu mağara, yalnızca mitolojik bir mekân değil; Heda’nın kendi kimliğinin karanlıkta kalan tarafıyla yüzleştiği metaforik bir alan hâline geliyor. Alihan Demir, burada İştar’ı bir arketip olarak değil, kadim dünyanın tüm çelişkilerini taşıyan canlı bir figür olarak ele alıyor. İştar’ın düşüşü, tıpkı Gılgamış’ın destanda tanrıçayı reddettiği sahnede olduğu gibi, gücün erkek merkezli düzen tarafından nasıl yeniden tarif edildiğini hatırlatıyor. Uruk’un görkemini sırtlayan kadın tanrıçanın erkek kralların iktidarında nasıl “tehlikeli”, “şımarık” ya da “dengesiz” olarak yeniden yorumlandığını düşündürüyor. Modern feminist antropologların sıklıkla belirttiği gibi, tanrıçaların mitlerdeki itibarı, toplumun kadınlara verdiği değerle çoğu zaman paralel ilerler. İştar’ın yok oluşu ile Heda’nın İstanbul’da yaşadığı görünmez baskıların birbirine gölgelenmesi de romanda bu nedenle güçlü bir yankı uyandırıyor. Yazarın Amara yakınlarında karşımıza çıkardığı, içinde Sakine adlı kadının da bulunduğu 'Özgür İnsan'ı oluşturdukları grup romanın en merak uyandırıcı bölümü. Bu grup ne tam bir tarikat, ne örgüt, ne de sıradan bir topluluk. Daha çok, Heda’nın karşısına çıkan bir “eşik” gibi duruyorlar. Sanki Heda’ya “başka bir ihtimal daha var” demek için oradalar. Kendilerine 'Özgür İnsan' diyorlar. Yapısı, Antik Yunan'da Aristo'nun Lykeion'una benzeyen bir tarzı anımsatıyor, belki de anarşist yazar Hakim Bey'in T.A.Z'ını. Diğer yandan bu oluşum, romanın eleştirel açıdan en tartışmaya açık alanı. Belki de yazar bu oluşumun sınırlarını net bir şekilde çizmeyerek- ki Heda oraya bu oluşumu belgelemek için gidiyor- anlamı okuyucunun sezgisine bırakmak istiyor. Dil ve Anlatım: Arkaikle Modern Arasında İnce Bir Hat Demir’in dili, hem gündelik hayatın dilini edebi bir çekicilikle ortaya koyarken hem de mitolojinin şiirsel tınısını aynı anda taşıyor. İşgal ve Düşüş'e kadar olan bölüm bir kadının iç sesini çığlık çığlığa verirken; sonraki bölümlerde ise ses, Mezopotamya’nın ağıdını söyleyen lirik bir tona yükseliyor. Romanda özellikle başarılı olan noktalardan biri, eski ile yeni arasında kurulan organik bağ. Sanki İştar’ın sesi toprağın altından değil, günümüz İstanbul’unun apartman boşluklarından da duyulabiliyormuş gibi. 2. Baskının kapak tasarımı da oldukça etkileyici. Ağaç üzerine yakma tekniğini andıran arkaik bir çizgi estetiği var. Sonuç: Düşmüş Tanrıçanın Yankısı, Kendi Sesini Arayan Kadının Hikâyesi Ya Star / Tanrıça Uyandı, yalnızca mitolojik bir maceranın değil, kadının kendi varlığını yeniden kurma çabasının da hikâyesi. Coğrafya değişse de, çağlar geçse de, güç ilişkilerinin kadını sıkıştırdığı yerin değişmediğini hatırlatıyor. Heda’nın mağaradan çıkışıyla romanın sonunda hissettirdiği şey bir “zafer” değil, daha çok bir fark ediş. Ne İştar tamamen geri dönüyor, ne Heda tamamen bir aydınlanma yaşıyor. Roman hayatın kendisi gibi belirsiz ama sarsıcı bir yerden kapanıyor. Alihan Demir, Mezopotamya’nın kadim seslerini bugünün kadınlarının boğuk nefesiyle aynı sayfada buluşturuyor. Roman mitolojiyle günümüz kadınlığını aynı masada buluşturduğu için okunmayı fazlasıyla hak eden güçlü bir ilk kitap niteliğinde ve hepimize "Ya Star!" dedirtecek güçte.
1000Kitap
Ya Star - Tanrıça UyandıAlihan Demir · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202150 okunma
·2 alıntı·
1 +1'leme
·
231 Gösterim
1 Yorum
Değerli bir eleştiri olmuş. Kitabı anlayan bir değerlendirme. Teşekkür ederim murazmahmudovmurazmahmudov Arslan
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.