Gönderi

Altın Varaklı Cehalet
7/10
·268 syf.··
2025 172. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2025 15:56
Öncelikle uyarıyla başlamam lazım. Eğer bu kitaptan gayet başarılı bir dönem analizi veya tarihsel atıflar bekliyorsanız, hayal kırıklığı yaşarsınız. Fakat Melih Cevdet’in kaleminin çılgınlık seviyesini merak ediyorsanız, tam size göre. Çünkü kitapta sadece diyalog okuyor, buna rağmen karakterlerin portrelerini çizebiliyorsunuz. İşte bu da yazarımızın alametifarikası. Aylaklar, aslında gayet soylu bir ailenin, zamana karşı koymaya çalışmasını anlatıyor. Sultan II. Abdülhamid’in başhekimi ve eczacısı olan Şükrü Paşa’nın asil soyu, kendini alkole ve ensest ilişkilere kaptıran bir aileye dönüşüyor. Bu acı dönüşümün temel sebebi ise, ailenin ısrarla eskisi gibi davranmaya çalışması, istikbale savaş açmasından kaynaklanıyor. Eski ihtilalci ve asilzade Davut Bey, Şükrü Paşa’nın izniyle kızı Leman Hanım ile evlenir. Ancak bu iki paşa çocuğunun, hayata dair hiçbir tecrübesi yoktur. Davut Bey dünyayı dolaşıp hazine aramak isterken, Leman Hanım ise sağa sola ahkâm kesmekle gençliğini geçirir. Zamanla ilk kızları Mürşide doğar. Onu oldukça ilgisiz ve klişelerle yetiştirirler. Davut çok baştan savma, Leman ise anlamsız bir otorite deliliği içindedir. Durum böyle olunca, Mürşide hem bakımsız, hem saygısız birisi olur. Üstüne bir de kardeşi Pakize doğar. Tüm odak ona çevrilir.Pakize, Mürşide’ye göre oldukça akıllı ve güzeldir. Ancak ebeveynleri farkında bile olmadan onun da hayatını zehir edecektir. Zorla,zengin sanayicilerden birisinin oğlu Galip Bey ile evlendirirler. Pakize, çocuğunu dünyaya getirdikten hemen akabinde ölür. İnanılır ki intihar etmiştir. Zaten Galip Bey’in de parasının olmadığı, iflas ettiği ortaya çıkmıştır. Çocuğu ile konakta kalmaya başlar. Ancak Davut ve Leman’ın yanlış insan yetiştirme mahareti, torunları Muammer’in de hayatını zindan eder. Bununla beraber, belki de romandaki en güzel kalpli karakter olan Dündar Bey de konakta kalmaktadır. Dündar Bey, Davut’un eski yoldaşıdır. Bir zamanların parlak ihtilalcisi, yapayalnız kalmıştır. İşte bu sebeple Davut, eski dostunu köşklerine alır. Yıllar su gibi akıp gider. Muammer liseye geçmiştir. Fakat hiç çalışkan olmadığı gibi, alkolik olmuştur. Bu huyunu ise Mürşide’den almıştır. Teyzesi, sürekli sarhoş gezen, konuşmayı bile doğru düzgün bilmeyen bir ayyaşa dönüşmüştür. Leman, rica minnet, torununun liseyi bitirmesini sağlar. Torun, hukuk fakültesini kazanır, tabii buna kazanmak denirse. Orada yakın dostu Şükrü ile tanışır. Onu konaklarına çağırır ve ailesiyle tanıştırır. Özellikle Leman, gence hayran kalır. Ayrıca karakteri de Paşa’yı oldukça andırdığı içinhep konakta kalmasını ister. Şükrü’yü de ev halkından birisi yapmıştır. Evin nüfusu arttıkça kasveti de artmaktadır. Zira hepsi, sadece konakta çene çalan, saçma takıntıları olan, sürekli alkol ile kendine macera arayan insanlardır. Birisi de çıkıp, “bizim paramız nereden geliyor?” diye sormaz. Ama bu eksik sorgulama, ileride başlarına bela olacaktır. Leman Hanım, sırf evde cümbüş olması için torunu Muammer’i evlendirmek ister. Okuldan arkadaşı Ayla’ya laf taşımaya başlar. Herhalde Ayla da bu aileyi -eskisi gibi- soylu sanacak ki, evlenmeyi kabul eder. Konakta görkemli bir düğün ile dünya evine girerler. Bu düğünden itibaren aile, aslında borçlara girmeye başlamıştır. Buna rağmen Leman Hanım durumu kimseye açık etmez. Çünkü otorite onun ellerinde kalmalıdır. Ayrıca elalem ne derdi? Şükrü Paşa’nın kızı düğününü borçla mı yapmıştı? Leman bunları kaldıramazdı. Atalarımızın dediği gibi, görünen köy kılavuz istemeyecekti. Cümbüşten, kafayı çekmekten ve bağnazlıktan hayata vakit bulamayan konak ahalisi, hayatın gerçekleriyle tanışmak üzereydi.Bir akşamüstü kapıları çaldı, evdeki tek hizmetli Melahat baktı. Gördüğü manzara, gözlerini fal taşı gibi açmıştı. Onlarca polis ve birkaç takım elbiseli adam bekliyordu. Hemen, tüm konak halkı kapıya geldi. Takım elbiselilerden biri durumu izah etti. Konak borçtan dolayı haciz edilmiş, başka bir bankere verilmişti. Durumun ciddiyetini nihayet hepsi anlamaya başlamıştı, ama çok geçti. Artık soylulardan değillerdi, birbirlerine alıcı gözle bakan bir avuç sapkınlardı. Evet, hepsinin aylaklığı, zamanla sapkınlığa dönüşmüştü. Hiçbiri hayatın gerçeğini kabul etmemişti. Bir zamanlar asalet timsali olan Şükrü Paşa’nın soyu, cehaletle beraber anılır olmuştu. Halbuki asırlar önce yaşayan o büyük düşünür, İbn Haldun ne öğütlemişti? “İnsanın beyni adeta değirmen taşına benzer, içine bir şey atmazsanız, kendi kendini öğütüp durur.”
1000Kitap
AylaklarMelih Cevdet Anday · Everest Yayınları · 2022579 okunma
·
171 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kağan
Gönderi Sahibi
(ufak bir düzeltme yaptım)