Puan vermedi·262 syf.··
2025 16. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2025 21:20
Birinci Ders Idea bir şeyi temsil eden düşünme tarzıdır. Ortaçağdan sonra nesnel gerçeklik adını almıştır. Idenın temsil ettiği nesneye olan bağından dolayıdır. Bir şeyi ne kadar temsil ediyorsa, benziyorsa o kadar gerçektir. Duygu ise; hiçbir şey temsil etmeyen düşünme biçimidir. Spinoza, ideanın duygudan önce geldiğini söylüyor. Biçimsel gerçeklik de; ideanın sahip olduğu yetkinlik dercesi, içsel karakteridir. Biçimsel içsel karakter, nesnel dışsal karekterdir. Varyasyon ( iyi veya kötü rastantılar, çeşitlemeler), varolma kuvvetini arttıran ya da azaltan unsurdur. Varolma kuvveti ile eyleme kudreti aynı şeydir. Bu varyasyonlar hayat boyu sürer. Spinoza eyleme kudretinin azalışını siyasal sorunlara değindirmiştir. İster eyleme kudretini arttıran isterse azaltan olsun sevinç ya da üzüntü tutkudur. Bizi üzüntülü duygularla etkilemek isteyenler tezgah kurmuştur. Rahip cemaatin üzüntüsüne ihtiyaç duyar, cemaatin kendini suçlu hissetmesine ihtiyaç duyar. İktidar için üzüntülü insanlara ihtiyaç vardır. Spinoza hep ruhtan bahsettiği halde materyalist, hep Tanrı'dan bahsettiği halde Tanrıtanımaz nasıl olmuştur? İnsanın alabileceği etkiler kültürel farklılıklara göre değişir. Etki alma kudreti aşılmaya eğilimlidir. Pasif duygulardan nasıl çıkabiliriz, hapsedildiğimiz dünyadan nasıl çıkarız? Bize uyan karşılaşmalar yapmayı bilmek gerek. İnsanlar genellikle mutsuzluklarının toplamını yaparlar; nevrozun ya da depresyonun başladığı nokta toplama yapmaya koyulduğumuz andır. Spinoza tersini önerir. Bunun üzerine ortak mefhum oluşur. Bu yaşam alıştırmasıdır. Bu artık varyasyon değil, çan eğrisidir. Yaşlanmadaki büyüleyici şey eyleme kudretinin azalmasıdır. Yaşınıza ait yeni cazibe türü bulup, hayata takılıp kalmamanız gerekir. Hayranlık verici bir şekilde ölmeyi de bilmek gerekir. Gerçek anlamda yaşam kuralları eyleme kudretinin mülkiyetini bireye verir. Bu ortak mefhumdur. Ama ortak dediyse de bireyseldir. Bireyin kudret derecesidir, yeğinlik eşiğidir. Eyleme kudretinden biçimsel olarak ayrıyız, aldığımız etkilerin, duyguların nedeni biz değiliz,o halde birey pasiftir, tutku dünyasındadır. Spinoza'da uygun düşünme , gerçekliğe en yakın, neden sonuç bağıntısıyla olan düşünme tarzıdır. (Nominal: adı var ama gerçekte yok) Endişe hiçbir zaman zekâ ya da canlılık kültürünün oyunu olmamıştır. Felsefe hayat üzerine bir meditasyondur, ölüm üzerine değil. İlerleme hiçbir zaman homojen bir çizgi üzerinde gerçekleşmez. İkinci Ders Eylem, içkindir vücudumuzun kudretidir, yapabildiklerimiz erdemdir. Eylemimizi biz seçmiyoruz, birçok şeyden etkileniyoruz. O halde irade sahibi değiliz, demek ki aşağılık duyusal etkilere teslim oluyoruz. Blyenbergh'le Spinoza'nın mektuplaşmalarında özün ezeli-ebedi, aynı zamanda özün anlık olması gibi kavramlar üzerine tartışması var ve en sonunda Spinoza, Blyenbergh'in kötü niyetli olduğunu sezmesi üzerine mektuplaşmayı kesiyor. Bu kavramları Etik'te yazmış. Özün Tanrı'dan bir parça olduğunu söyleyerek ezeli ve ebedi olduğunu, sonra da bu varlığın sürekli anlık duygulanışlara maruz kaldığını söylüyor. Bir şeyin üzerimizdeki anlık etkisine duygulanış diyor, affectio. Bu bir andan diğer ana, bir duygulanıştan diğer duygulanışa geçişe de süre diyor. Yüzıllar sonra Bergson da süreyi Spinoza gibi felsefe kavramına getirmiş. Öz ezeliyet ebediyet formu altında kendine aittir, Tanrı'dan bir parçadır. Duygulanış anlık olma formu altında öze aittir. Her duygulanış bir duygu gerektirir, affectus. Her duygulanış bir duyguyu geçici kuşatır. Duygu ise geçiştir. Geçiş kudretin artması ya da azalmasıdır. İçinde olduğum ana bağlı olarak ne kadar yetkinsem kudretim artar. Öyle kudretsiz insanlar vardır ki tehlikeli olanlar onlardır, gücü iktdarı ele geçirenler, üzüntüye ihtiyaç duyanlar, köleler üzerinde hakimiyet kuranlar. Üzüntü kültürü oluşur, üzüntüyü değer haline getirir. Kısmî üzüntüyü redetmiyor onlar hep olacaktır diyor. Meselenin onlara ne kadar değer atfettiğimizdir diyor. Bizi ne kadar üzdüğüne odaklanırsak kudretimizden o kadar kaybederiz. Üzüntüler bulaşıcıdır. Hangi bağıntıların bize uyup uymadıklarını deneyimlemek, keşfetmek gerek. Durumları birleştirme sanatı dediği, bize uymayan durumlardan kaçınıp uyan durumlara dahil olmalıyız. Yanılmaktan korkmamalı. Kabiliyetsiz insanlar hiçbir şeye kabiliyeti olmayanlar değil, yapabileceklerine boş verenlerdir. Birçok kişi neler yapabileceklerini bilmeden ölmüştür. Kendi kendinize süprizler yapmalı böyle bir şeyi yapabilecegim aklıma hiç gelmezdi demeli. ÜÇÜNCÜ DERS Felsefe ve resim neden Tanrı'yla bu kadar çok ilgilenmişler. Birincisi koşullar itiyor. Koşulların zorlamalarından fantastik bir yaratıcılık doğuyor. Hiçkimseyi kuşkulandırmadan kavramı özgürleştirirler. Ama bazıları Spinoza gibi ileri gittiği için aforoz edilirler. Tanrı kavramlar bütünüdür. Perspektif anlayışının gelmesiyle bir şeyi taklit etmekten kurtulmuşlar özgürce temsil edebilmişlerdir. Tanrı'nın dünyayı yaratmadan önce de sınırsız kavrama gücü vardı. Ama hiçbir şey, dünya yoktur. Leibniz bu noktada Tanrı'nın kavrama gücünden mümkünler vardır. Mümkünler varolmaya yönelir. Leibniz için öz budur. Bu imkanlar yetkinlik miktarıyla ölçülür. Tanrı'nın kavrama gücü tüm imlanları kuşatır ( burda daha önceki bölümlerde bahsettiği varyasyonlar mı acaba?) Hepsi varoluşa geçebilir, hepsi uygun kombinasyon oluşturmaz. Mümkün dünyaların en iyisini seçen Tanrı'dır. İlk baştaki sorunun yanıtı ressamlar ve filozoflar bir şeyi temsil etme yükümlülüğünden ve hazır olan verilerden kavramlardan kurtulmak için Tanrı'ya başvururlar. Oluşan kavramlar filozofların çoğunda silsile oluşturur sekans diyor buna kavramlar birbirine bağlıdır. Ama filozoflar sekansı kırmak ister. Bir kavram anlamın tonunu değiştirir. Sekanslarda nedenselliğe bağlı nüanslar önemlidir. Kaynak teşkil eden neden ilk neden sudur neden felsefede hep var ancak sonuna gidemez. İçkin nedeni sorgulamak tehlikeliydi, affedilmeyen suçlamalardı. Ama sekansın içinde hep yeri vardı. Spinoza bu cesareti gösterdi. Bütün sıfatlara sahip tek bir töz var tanrı, yaratılmış denen şeyler de yaratılmış değil, tözün var olma halleridir. Tözün sıfatlarında hiyerarşi yoktur. Tanrı sonsuzdur, Tanrı içkindir. Sıfatlar varlığın özüdür. Böyleyece Tanrı'yı sekanslardan kurtarır. Yaşam içkinliğin sabit planıdır. DÖRDÜNCÜ DERS Doğal hak öze uyan şeydir. Yani üstün tutulan özler mesela akıllı olmak insanın özünden gelir. İkincisi toplumun insanın özünü oluşturması yani öz toplumla şekillenir, buna göre önce toplumun oluşması gerekir. Üçüncüsü ödevlerimiz olduğu ölçüde hakkımız olur çünkü iyi bir toplumda öze uyan hayat ödevlere bağlıdır. Dördüncüsü özle ilgili uzman olmak, bilge olmak yani. Antik çağda ortaya çıkan bu klasik doğal hak anlayışı Hristiyanlıkla uyuşur. Klasik doğal hak anlayışı Platoncu, Aristotelesci, Stoacı hak geleneklerini Cicero derlemiş. Hristiyan hukukçu, filozoflar bu bakış açısını Cicero'dan almışlar. Özellikle Aziz Thomas. Bu anlayışın tam tersini idda eden Hobbes'tur, Spinoza Hobbs'u çok okumuştur. Birinci önermede şöyle karşı çıkmıştır: şeyler özle değil kudretle tanımlanır. Kudret yapabildiğimiz her şey kudrettir, bir derecedir, niceliktir. Şeyin yapabildikleriyle ilgilenmek özden farklıdır. Doğal hak bakımından Hobbes Hakla kudret aynı şeydir, en akıllı insanla deli hak bakımından eşittir ikisi de yapabildiği kadar yani kudreti kadar hakka sahip. İkinci önermeye: kimse toplumsal doğmaz, toplumsallaşır. Hak, hukuk toplumsal oluş sürecinin içinde bir işlemdir. Doğa durumu toplumdan önce gelir. Üçüncü önermede: ödevler insanın toplumsallaşması için yükümlülüktür. Toplumsal olmak için hakları sınırlandırmak gerek. Ödev hakka bağlıdır. VAROLUŞ KİPLERİNİN NİTELİKSEL KUTUPLULUĞU özünüz kudretiniz ise yapabildiklerinizle bir derecesiniz yani kudret bir derece, niceldir. Buna varoluş tarzı, türü denir. Varoluş kipinin ölçütü söylediklerimizle yaptıklarımız uyumlu mu sorusudur. İnsanlar kendi içlerinde uyumlularsa sorun yok, değilse kuşku duyulacak insanlardır. Güçlü, özgür insan; kötü, güçsüz, köle insan varoluş tarzlarıdır. Zorba, rahip, köle güçsüz kötüdür. Hayatı karartmaya ihtiyaçları vardır. Yargılarlar onların varoluş tarzı budur. BEŞİNCİ DERS Spinoza'ya göre töz tek bir varlıktan sonradan olanlar tözün kipleridir, varoluş şeklidir. Etoloji (Hayvanların davranışlarının genetik mi sonradan öğrenilmiş mi onu inceler) gibi ontolojide de Spinoza insanın davranışlarını, neyi ne kadar yapabildiğini kudretine göre derecelendirir bu dereceler varoluş kiplerini oluşturur. O yüzden etik bizim anladığımız şekilde ahlaki yönüyle değil kudretine göre neyi ne kadar yapabilir onu inceler. Ahlakta ise öz ve değerler vardır, özüne ne kadar uygun yaşar ona bakar yargılar, yargılar bütünüdür ahlak, etikte yargı yoktur. Ahlakta özden, etikte kudretten bahseder. Kudret de şeylerin yapabildikleriyle. ALTINCI DERS Burada Spinoza'nın siyasi etiği üzerinde duruluyor. Spinoza'nın iki siyasi kitabı var ilki "Tanrıbilimsel Siyasi Çalışma" ikincisi "Siyasi Çalışma". Bu iki kitap arasınsa Spinoza'nın siyasi görüşü monarşiden demokrasiye yöneliyor. Bunun sebebi de o dönemde Hollanda'nın siyasi karışıklığıdır. Orange Hanedanı ile De Witt Kardeşler iktidarda söz sahibidirler. Orange Hanedanı liberal monarşik, De Witt Kardeşler'in liberalizme yönelimi vardır. Orange Hanedanı diğerine göre daha aktiftir. De Witt Kardeşler, bu aktivitelere karşı olduğu için katledilirler. De Witt Kardeşlerin çevresi Spinoza'yı destekleyip, koruyorlardı ve bu durumdan çok etkilenen Spinoza liberalizme yöneldi, ikinci kitabını bunun üzerine yazdı ve demokrasi konusuna geldiğinde yazısını tamamlayamadan öldü. Spinoza'nın siyasi problemi, insanların köle olmaktan şikayetçi olmamasının nedenini anlamak istiyordu. Kendisi de isyankar, devrimci davranışları sergilemiyordu ama kendisini Napoli'nin kılığında resmetmişti. Diğer bir sorusu da neden devrimden bahsedilmiyor ya da devrimler neden yoldan sapıyor? Burada iki siyasi anlayışı karşılaştırarak gidiyor. Yeni Platonculara göre Birden varlık, varlıktan başka şeyler oluşur. Bunu temele alarak hiyerarşiyi kurarlar. Hiyerarşi varsa yargı da vardır. Buna göre Bir her şeyi iyilik için yaratmıştır. O halde kötülük iyiliğe hizmet ediyorsa kötü diye bir şey yoktur, kötü hiçtir. İkinci anlayış Spinoza'nın saf ontoloji anlayışına göre varlıktan üstün bir yoktur, olan her şey bütünün içinde, içkinlik alemidir. Buna bağlı olarak tüm varlıklar eşittir, antihiyerarşiktir. Bu konuda Spinoza Hobbes'tan ayrılır. Spinoza'ya göre devlet insanların kudretini kullanacağı ortamı yaratmalıdır. İnsanlar kudreti ölçeğinde devletin önünde eşittir. Burada niceliksel kudret farkıyla niteliksel varoluş kipi insanları ayırır. Yedinci Ders Spinoza'ya göre birey ve sonsuz küçük şeylerden kümeler vardır. İçsellikleri yoktur, dışsaldır. Buna modal der modaller birbiri üzerine etkide bulunurlar,diferansiyel bağıntı kurarlar, bu modaller farklı kudretlere sahiptir. Diferansiyel bağıntılar bizi oluşturur, bireyi yani. Bireyi oluşturan karakteristik bağıntılar bireyin tekil özüdür. Hiçbirimiz aynı bağıntılara sahip değiliz. Var olan kipler sürdükleri ölçüde var olur, kip özleri sıfatın içinde var olur. Beyaz duvar örneği vermiş beyaz duvar nitelik, bizizdir o. Üzerindeki şekillerde nicelik, kudret oluyor o da. Kudret de her bireyde aynı değildir. Dereceleri var, o da var olma kipleri, her bireyde farklıdır. Ortaçağ'da Duns Scotus'a göre beyaz duvar nasıl ayırt edilir? Beyazın sonsuz tonlamaları niteliğidir, içsel kiptir. Böylece içsel kipler kuramını icat etmiştir. Beyaz duvar veya nitelik form bu da başka deyişle Aristoteles'in formun içsel tipleri ile aynıdır. Buradan çıkan sonuç bireyleşme sorunudur. İnsan özden oluşur, özüne ne kadar uygunsa o kadar güçlüdür, o kadar bireydir. Formun dışsal etkilerden etkilenip içsel kiplerinden uzaklaşıyorsa o kadar köle, kendine yabancı, kötülükle beslenen, zorbalardır bu da benim çıkardığım anlam. DOKUZUNCU DERS Birey sonsuz bağıntıların içinde denk gelen bağıntılardan oluşmuştur, sonsuzun içinde sonlu bağıntı yani. Bağıntı, kudret ve kipten oluşur birey. Bu üç kavramın ortak özelliği bir temayla ilgilidir, tözle değil. Töz formdur, biçimdir. Tözü belirleyen niteliktir. Niteliğin derecesi kudrettir. Descartes'e göre sonsuz kavranılır, anlaşılmaz. Anlamak için varlık zemininden yararlanılır. Sonsuzu anlamak için Tanrı'ya denk olmalıdır. Kavrama yetimiz sonludur. Limit bir çabanın fonksiyonudur. Kudret de bir limite yönelmesi için çabasıdır. Stoacılar için şeyler idea değil cisimdir. Bir şeyin sınırı onun eyleminin sınırıdır. O halde şey kudrettir. Plotinus'un anlayışına göre ışık kudretinin gittiği yere kadar gider. Işık gölgeleri tarar, gölge ışığın bir parçasıdır, ışık gölge derecesi vardır. Burdan sanat biçimleri doğar. Bizans sanatı,Yunan, Mısır. Yunan sanatı ile Mısır sanatı arasındaki fark Yunan sanatının ön arka planı yapması, kübik tapınaklar yaparlar. Biçim, çevre, sınır Yunan heykellerinde vardır. Mısır sanatında arka tek plandadır, kabartmalar, piramitler... piramitler hacmi saklamanın yoludur. Bizanslılar mozaikleri nişlere yerleştirir. Arka plana önem verirler. Önemli olan ışık ve renktir. ONUNCU DERS Birey üç boyutludur birinci boyut bende sonsuz sayıda uzamlı parça var, uzamlı ya da birbirine dışsal sonsuz sayıda parçanın kümesine sahibim. Sonsuza kadar birleşmiş haldeyim. İkinci boyut sonsuz sayıda birbirine dışsal uzamlı parçalar kümesi bana aittir ama karakteristik bağıntılar altında bana aittir. hareket ve sükunet bağıntılarıdır. Üçüncü boyut bu karakteristik bağıntılar veya oranlar benim özümü yani tekil özü oluşturan bir kudret derecesidir. En basit olan algılarımız,dışsaldır. Bulanık algılar, uygun olmayan idealar, bunlardan kaynaklanan duygu ve tutkular birinci tür bilgidir. Bu uygun olmayan ilk bilgiden çıkabiliriz burada ikinci bilgiden bahseder. Birinci türdeki bagintılar arasinda neden sonuç ilişkisi kurar, akıl yürütürek ikincil bilgiye ulaşır. Böylece birey mutluluğa ulaşır. Üçüncü tür bilgi ise tüm bağıntıları çözen, özü kavrayan bilgidir. Öz ise kudret derecesidir. Üçüncü tür bilgi kudret derecesinin hem kendisine hem de başka kudret derecelerine dair bilgidir. Bilgi türleri birbiriyle çakışır, varoluş kiplerini, hayat tarzlarını oluşturur. Her birey üç boyuta sahip ama üç bilgi türüne sahip değildir. Birinci bilgi düzeyinde de kalabilir. Ezeli ebedi olduğumuzu ölümlü iken deneyimleriz zaman formu altında. Sahip olduğumuz parçalar Kudret, Tanrı'nın kudretidir. Ezeli ebedi bir özdür, varoluşa geçtiği ölçüde.Sonuç olarak varoluşum süresince kendimin en büyük parçası olacak şekilde yaptıklarım benim en büyük parçam olacaktır. ON BİRİNCİ DERS Arzu insanın özüdür. Bu Öz bir şey yapmaya yönelik herhangi bir duygulanış tarafından belirlenmiş olarak kavrandığı ölçüde. Doğal koşullar altında uygun olmayan algılara mahkumuz uzamlı parçalar arasında etkiye duygulanış denir.Uzamlı parçalar beni karaterize eden, etkileyen duygular özdür. Etki alabilme gücü özdür. Bu duygular dışarıdan gelir ama yine de özün duygularıdır. Bagıntıları anladığımda içten geldigi için içkindir, özdür. İkinci ve üçüncü idealar ya da bilgi türleri özün kendinden gelir. Üçüncü tür bilgi mistiktir.
Spinoza Üzerine Onbir DersGilles Deleuze · Meltem Kabalcı Yayınevi · 2021275 okunma
·
145 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.