“Herkes birer kan kitabıdır; neremizden açılsak kırmızıyız.” Usta yazar Clive Barker böyle diyor değerli 1000K okurları. Kan Kitapları bizlere gerçeğin sınırları olmadığını anlatırken bir yandan da deliliğin önüne set koyamazsınız diyor. Gotik edebiyatın en güzel örneklerinden biri olan bu seri okurlarına saf korkuyu, grotesk görüntüleri ve tanımlanamaz dehşeti önümüze seriyor. Okuma dili şaşırtıcı derece akıcı. Bu kadar karanlık yazıp çağlayan hızında kusursuz yazımı az yazar gerçekleştirir. Kan Kitapları 1
Yazarın giriş yazısı ve 6 hikaye ile kitabı açıyoruz. Kalbinizi ve zihninizi hazırlayın. Hikayelerden kısaca bahsetmek istiyorum.
Kan Kitabı: Doktor Florescu psişik araştırmalar konusunda uzman.Kanıtlar olmadan sonuçlar da olmaz diyor. Tollington Place, no:65’e gittiklerinde ise ölülerin meskeni ve Kan Kitabının nereye yazıldığı hakkında kesin bir fikri oluyor.
Gece Yarısı Et Treni: Psikopat bir seri katil trenlere dadanmış ve kadınları öldürmeye başlamıştır. Tek tek kirpikleri dahil hiçbir kıl, tüy bırakmadan öldüren bu adamın amacı bakalım neymiş? Hazlar Sarayının hizmetkârı kim?
Yıldıran ile Jack: En sevdiğim hikaye. Yıldıran bir iblistir. Jack’i cehenneme çekmek için elinden geleni yapar ama cehennemin ağır şartları vardır. İnsanlar sizi görmemelidir. Yıldıran, hayattan bezdiren davranışlarıyla bakalım kendisi mi çileden çıkacak Jack’i mi?
Domuz Kanı Şarkısı: Ürkünç, gotik ve titreten bir Ergen Suçlular Islahevi. Çocuklara sözde sorumluluk duygusu aşılayarak topluma kazandıracaklar ama çocuklar türlü türlü büyünün merkezinde. Bir domuz akıllarına giriyor ve işler karışıyor.
Seks, Ölüm ve Yıldız Işığı: Kapanmak üzere olan ünlü bir tiyatro sahnesinde oynanan son oyunun başrolü olan Diane, pek başarılı değildir. On ikinci gece oyununda başarılı bir final görmeyi hedefleyen sadece yönetmen ve izleyiciler değildir. Ölüleri mutlu etmek daha zor.
Tepelerde, Şehirler: Klasik bir Clive Barker öyküsü. Mick ile Judd, balayı çiftidir. Belgrad’a gelmişlerdir ve arabaları ile müzeleri, tarihi yerleri gezmektedirler. Öyle bir yola saparlar ki Popolac ile Podujevo’nun on yılda bir geldiği ve savaştığı devler ile karşılaşmayı iğreti edici grotesk suratları ile burun buruna gelmeyi hayal dahi edememişlerdir.