·376 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Aralık 2025 08:19 "Akhilleus’un Şarkısı" Madeline Miller'ın okuduğum ilk eseri. Daha çok mitsel, özellikle antik Yunan mitolojisine yer veren bir yapıt olan ve Miller'ın yıllarını verdiği harika bir kitap. Kitap; Prens olan aynı zamanda çelimsiz, beceriksiz ve ölümlü bir karakter olarak yansıtılan, Patroklos'un istemeden işlediği bir cinayet sonrası babası kral Menoitios tarafından küçük yaşta Phthia’ya sürgün edilmesi, kral Peleus’un ve deniz nhympası olan Thetis'in yarı tanrı oğlu ve kendi zamanının en büyük savaşçısı ve en güzel erkeği olan Prens Akhilleus’la tanışmasıyla başlıyor. Patroklos'u yoldaş olarak seçen Akhilleus, gittiği her yerde Patroklos'la birlikte hareket etmeye başlar. Hatta "At" adam olarak bilinen, merhametli ve iyi olan, aynı zamanda hem hekimlik hemde öğretmenlik yapan Kheiron'dan bile birlikte eğitim alırlar. Yalnız Akhilleus'un annesi olan deniz tanrıçası Thetis tarafından pek sevilmeyen Patroklos, oğlu Akhilleus'tan uzak tutmak için birçok yola başvurur. Hem Patroklos'tan hemde gelecek olan Troya Savaşından korumak için onu Skyros Adasına, kız kılığında Kral Lykomedes'i kızı Deidameia'nın nedimeleri arasına sokar. Akhilleus'un erkek olduğunu öğrenen Deidameia, Akhilleus'la evlenir. Ve gerçek adı Neoptolemos olan ama kızıl saçları dolayısıyla "Pyrrhus" adında bir oğulları olur. Bu erkek evlat gelecek Troya savaşında savaşın son noktasını koyacaktır. Ancak Peleus'un desteğiyle Patroklos, Akhilleus'u bulur...
Zamanla arkadaşlığa dönüşen bir aşk meydana gelir. Evet, birçoğumuz tarafından kabul edilmeyen hatta etik dışı bir durum olarak yorumlanan, eşcinsel bir olay içerisinde kurgulanmış bir eser. Belkide bu eserde eleştireceğiniz tek şey hatta çoğunuzun sırf bu yüzden okudum ama çocuklarıma okutmam dediğiniz ama gerçeklerin, gerçek dünyaya yeterince yansıtıldığı, bu yüzdende olan bir şeyi yazılı yoldan resmedilmiş bir hikâyeyle ne toplum ahlâkinin bozulacağı ne de buna özendirileceği yanılgısina kapilmasina hiç gerek olmadığı kanısındayım. Ki toplumsal çürümenin birçok faktörü varken bunun pekte büyük bir tetikleyici olduğunu düşünmüyorum. Desteklediğimden değil, yanlış anlaşılmak istemem. Her neyse..
Kitap, belirli bir noktaya kadar ikisinin kişisel hayatını anlattıktan daha sonrasında Troya Savaşı'nı ele alıyor. Yunanistan'ın en büyük kralliğı Mike'in hükümdarı ve Troyadaki savaş komutanı, Agamemnon'un kardeşi olan Menelaos'un eşi olan, Sparta Prensesi ve dünyanın en güzel kadını olarak addedilen Helene'in Paris tarafından kaçırılmasıyla (daha doğrusu kaçması olacak) birlikte Troya Savaşını tetiklenmesine yol açacaktır. Odysseus'un aracılığıyla, Akhilleus'a Şöhret ve şan mı yoksa kısa bir ömrün doğuracağı hiçlik arasında bir seçim yöneltilir. Şeref ve şanı seçen Akhilleus Yunanlılar ile birlikte Troya'ya doğru yelken açarlar. Yalnız yıllarca süren bu savaşın en büyük kaybı ikisini ölümü olacaktır. Malum savaşın kazananı olmaz.. Bütün hikayenin Patroklos'un ağzıyla betimlenmesi, yaşanan her türlü detayı açık bir şekilde ifadele edecektir. (Kehaneti unutmayalım!) Kehanete göre Prens Akhilleus'un Troya veliahtı Hektor'u öldürmesi, kendisinin ölümüne zemin hazırlayacaktır. Ancak Troya savasinda Akhilleus'un onur payı olarak esir alınan Briseis'in Agamemnon tarafından el konulması Akhilleus'un şerefine leke olarak yorumlamasiyla Agamemnon'la araları bozulur. Ve savaşmayı reddeder. Böylece ağır bir darbe alan Yunanlılar ne yapacaklarini idrak edemeyecek duruma gelir. Patroklos'un Akhilleus'un şerefini korumak için Akhilleus'un zırhını giyerek savaş meydanında gider ve bütün cesaretiyle savaşır. Ancak Hektor tarafından öldürülür. İntikam için savaş meydanına geri dönen Akhilleus Hektor'u öldürerek intikamını alır. Savaşı son noktasını koyan Pyrrhus ile kehanet vuku bulur. Ve Paris tarafından öldürülen Akhilleus böylece yoldaşına kavuşur. Aşırı sade bir dille yazılması ve sizi bunaltmayan gereksiz cümle yığınlarına boğulmayışı sizi okumaya dahada teşvik edecektir.
İyi okumalar..