Gönderi

ACI, MUTLULUK VE PALYATİF TOPLUM 1
Puan vermedi·80 syf.··
2025 302. kitabı
Byung-Chul Han’ın Palyatif Toplum Günümüzde Acı kitabına, acıya ve mutluluğa değinmeden önce palyatif sözcüğünün ve palyatif toplumun tanımlarından bahsetmek istiyorum. Palyatif, “paltoyla örtmek” anlamına gelen pal/iare sözcüklerinden oluşur. Kelime manası geçici, köklü çözümü olmayandır. Tıpta tanımı, tedavisi mümkün olmayan hastaların rahatlatılması için yapılan uygulamalardır. Palyatif toplum ise acı ve toplumsal sorunlardan arınmış ya da bunlara gözlerini kapamış bir toplumdur. Byung-Chul Han palyatif toplumu, beğeni çılgınlığına kapılmış beğendim toplumu olarak tanımlıyor. Sosyal medyada yaptığı paylaşımların beğeni sayısına göre mutlu olup, takipçi sayısını anlık olarak takip eden, başkaları ne der, düşüncesiyle hayatına yön veren ve salt mutluluğa odaklanmış insanların sayısı bizim toplumumuzda da azımsanmayacak kadar fazla. Böyle bakınca “Like günümüzün ağrı kesicisine dönüşür.” Böyle dönemlerde ve böyle toplumlarda acının arındırıcılığı, iyileştiriciliği, olgunlaştırıcılığı ve Hilal Bebek’in dediği gibi acının insanı pişirici etkisi unutulur. Bundan sanat, edebiyat, siyaset ve ticaret de etkilenir. Sanat zorla beğendim korsesinin içine tıkılmaktadır. İnsanları mutlu edecek eserler önlerine sunulur. Tabii bu durum arz talep meselesidir. Palyatif toplumun insanları acıdan, cüzzamlı hastalardan kaçar gibi kaçarlar. Kadehlerini sentetik duygularla doldurup, her yudumda mutluluğu soluyup, girdapta olduğunu unutup gözleri açık derin uykulara yatarlar. Her sanat eseri, her sanatçı ve her insan metalaştırılmıştır. Tüketilecek bir meta ve emilecek kanı kalmayınca buruşturulup kenara atılacak bir tüketim ürünü haline gelmiştir. Beklenti ve son bellidir. Böyle olunca insanların beklentisi doğrultusunda sürekli üretilecek ve riske girilmeyecektir. Çünkü aynı beğeni beklentisi, acıdan kaçınma dürtüsü ve mutluluktan sarhoş olma arzusu üretenin damarlarında da dolaşmaktadır. Bu durum birbirine benzeyen sanatçıları ve sanat eserlerini doğuracaktır. Oysa kavramlar zıtlarıyla beslenip, birbirine değer kazandırır. Her buluşmaların kıymeti ayrılıklardan geçmez mi? Kayıplar, acılar, bedeni mengeneler arasında sıkıştırıp ruhu bedenin içine hapseden sıkıntılar eli sopalı öğretmen olmaz mı? Peki hayatının her anında acıyı hiç tatmamış bir insan mutluluğun kıymetini bilebilir mi? Küçücük bir tökezlemede yıkılmaz mı? “Sanat yabancılaştırmak durumundadır, rahatsız, huzursuz etmeli hatta acı vermelidir… Ürpermekten aciz bir bilinç, şeyleşmiş* bir bilinçtir… Her türlü acıyı yadsıyan hayat şeyleşmiş* bir hayattır.” Acı ve Mutluluk, kalp atışımızın EKG de çizdiği çizgiler gibidir. Hayat iniş çıkışlarla güzeldir. İnsanın canlı olduğunun göstergesidir. Bu şekilde yaşayacak toplum ölü, böyle yaşayan insansa ölü bedenin içine hapsolmuş ruh gibidir. Şüphesiz her acı insanı bir adım öteye taşır, bakış açısı kazandırır ve sahip olduklarının/olacaklarının değerini fark etmesini sağlar. “Daha önce insani acının derinliklerinde gömülü olmayan biri yüreğinin derinliklerinden gülemez.” Bu açıdan bakınca acılar eli sopalı bir öğretmene dönüşür. İnsanın başına vura vura kutsal öğretileri unutmamacasına öğretir. Jünger’a göre insan bedeni feda edilebilecek bir kale ve ön karakoldur. Chul-Han’sa acıyı okul, mutfak ve üretim aracı görmekte, kendini seven, hayatın zevklerini daha çok önemseyen amaç ve idealleri olmayan bedenlerin acıyı anlamsız ve yararsız görüp reddedeceğini savunur. Bir başka açıdan bakılırsa insanların mutlu olmasını sadece kendisini istememektedir. İktidarlar ve kapitalist sistem insanın mutlu olmasını istemekte ve bunu kullanmaktadır. Devamlı mutlulukla beslenen insanlar mutluluk bağımlısı olur. Mutlu insan daha verimlidir ve yüksek performansla çalışır. “Bağımlı kişi bağımlılığının farkında bile değildir. Kendini özgür sanır. Herhangi bir dış baskı olmaksızın kendini gerçekleştirmekte olduğu inancıyla kendini kendi isteğiyle sömürür.” Palyatif toplum acı getirecek hatta acıyı çağrıştıracak hiçbir şeyi istemez o ortadan kaldırılması gereken ötekidir. “…acıyı tıbbileştirerek ve özelleştirerek siyasetten arındırır. Böylelikle acının toplumsal boyutu baskılanır ve bastırılır.” Acının hem bedensel hem de toplumsal boyutu vardır. Acılar tıpkı hastalıklar gibi bağışıklık kazandırır. İnsanın savunma mekanizması acılarla beslenir ve sonraki acılar için alınacak önlemlere kaynak olur. Ülkeler ve toplumlar insanlardan oluşan koskocaman insanlardır. İnsanlar nasıl acılarla pişerse toplumlarda acıyla pişer ve acılarla şekil alıp gelişir. Tabii bu sağlıklı toplumlar için geçerlidir. Palyatif toplumlar acılara karşı ağrı kesiciler kullanır. Sosyal medya, alkol, uyuşturucu, spor, kumar, sanal oyunlar..vb etkenlerine sarılıp toplumdan kopar, duyarsızlaşır. Bu durum bazı toplumlarda bilinçli olarak desteklenerek toplumun düşünmemesi sağlanır. Toplum dayanışmacı rolünü kaybeder, bilinçsiz, bakan ama görmeyen zombilerden ibaret bir yapıya dönüşür. “Palyatif toplum, ilaçla ya da sosyal medya yoluyla oluşan duyarsızlık sayesinde eleştiriye karşı bağışıklık kazanır. Sosyal medya ve bilgisayar oyunları da anesteziler gibi etki gösterir… Sürekli anestezi almak bilgi ve düşünmeyi engeller, hakikati baskılar.” Mutluluk ve acı Nietzsche’nin deyişiyle iki kardeştir. Birlikte doğup birlikte büyüyen ve birbirine kol kanat geren, birbirini var eden iki kardeş. Her şey zıttıyla vardır. Sözlerimi Chul Han’ın sözleriyle bitiriyorum. “Gerçek mutluluk ancak kırılmış olarak mümkündür. Mutluluğu şeyleşmekten* kurtaran bizzat acıdır. Ona süreklilik kazandırır.”
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,342 okunma
·
47 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.