6/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2025 86. kitabı
·
61 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2025 18:07
Her kitap bizlere insanlar hakkında bir ya da daha fazla bilgi verir. Sadece “İnsan kazanma, insan tanıma vs” konulu kitaplar değil, okunulan bütün kitaplar yazar + içindeki karakterler insanı tanımamızı sağlar. Elbette bu kitap sadece insan kazanma üzerine yazılmış ama yanlış başlık atılmış olmalı, insan değil de müşteri kazanma ve daha çok para kazanma yolları, pazarlama stratejileri deseymiş daha doğru olurmuş. Çünkü içindeki hikayeler tamamen bu yönde. Üstelik yazarın insan kazanma ve başarı diye gördüğü şey para kazanmak ve iyi bir ürün satıcısı olmak. Bu tür kendini tanımaya ve insanları tanımaya, anlamaya, anlaşılmaya götüren kitapları hep severim. Ve toplum olarak okumamız, bilgi sahibi olmamız gereken önemli konulardan olduğunu düşünüyorum. Ama bu kitaptaki çoğu örnek aşırı uç, uygulanamaz ve insan tanıma değil iş ortağı bulma ve tanıma üzerine olduğu için hikmetsiz bir yazım ve anlatım tarzı olduğu söylenebilir. Kitapta özellikle yeri gelince garipçe susmak haklı da olsan, bazen vurdumduymaz olman, en çok kendine güvenmen, taşını düşürmemek için her daim başını dik tutman gibi motive edeyim derken egoist ve kibirli insan oluşturmaya yönelik, Özellikle kitabın “kozasından çıkmak üzere olan ilahlar” benzetmesi insanı olduğu yerden başka yer yerde hissetmesine, yanlış ruhun ve anlayışın oluşmasına sebep olurken, ilah deyiminin kullanımının tamamen yanlış olması insanların içinde iticilik oluşturabilir. Kitapta eleştirdiğim, kabul etmediğim çok fazla mesele oldu. Özellikle İslam’ın muhalefet anlayışına tamamen zıt şu fikir ve insan tanımı: “Bir gece Sir Ross'un onuruna verilen bir ziyafete katıldım. Yemek sırasında yanımda oturan kişi şu sözlere dayanan komik bir hikâye anlattı. "Kaderimizi şekillendiren kutsal bir güç vardır." Adam, bu sözün İncil'den alınma olduğunu söyledi. Ama yanılıyordu. Biliyordum. Kesinlikle emindim. En ufak bir şüphem bile yoktu. Böylece önemli biri olduğumu ve kendi üstünlüğümü göstermek için hatasını düzeltmek gibi son derece sevimsiz bir görev üstlenme cesaretini gösterdim. Hemen silahına sarıldı. Ne? Shakespeare' den mi? İmkânsız Aptalca! Bu söz İncil'den alınmaydı ve o bunu biliyordu. O gece eve dönerken, "Frank, o sözün Shakespeare'e ait olduğunu biliyorsun," dedim. "Evet, tabii ki!" diye cevapladı, "Hamlet, beşinci perde, ikinci sahne. Fakat sevgili Dale, biz oraya konuk olarak gittik. Neden adamın hatalı olduğunu ispatlayalım? Bu tavır, adamın seni sevmesini sağlar mı? O sana bu konudaki fikrini sormadı. Böyle bir şey istemedi. Neden onunla tartışasın ki? Böyle çatışmalardan her zaman kaçınmalısın.” Her ne kadar İncil tahrif edilmiş de olsa verilen mesaj; insanların seni sevmesi ve seninle zıt düşmemesi uğruna kutsalına da hakaret edilse sus. Boş ver, o adam da başkaları da onun öyle olduğunu zannetsin… Yazarın çıkardığı ders, bir Müslümana göre asla doğru olamaz. Elbette insanlarla tartışmayı İslam’da ahlaken doğru bulmaz ama söz konusu kutsalsa, dini emirlerse, uyarılır, düzeltilir, yeri gelirse de tartışılır. İşte bugün bu durum bizleri ılımlı İslam’a götürdü. Ne yazık kı kutsalını savunmayan, yapılan haksızlık başına gelmediği sürece nerede kime yapıldığı önemli olmayan, insaniyetten uzak bir nesil… İslam bunu kabul etmez. Ve devamında yazarın; “insanların fikirlerini asla değiştiremezsin mantığı…” Eğer değişmemiş olsaydı, insanlar yanlışlığı kanıtlansa bile aynı fikirleri savunmaya devam etselerdi tarih daha farklı olurdu. Bazıları kendi yanlış düşüncelerini savunmaya devam etmediği için devrimler yapıldı, bazı soykırımlar bitirildi, bazı insani adımlar atıldı. Yanlıştan dönen çoğu kişi İslam’ı tanıdı ve artık eski hayatından tamamen farklı düşünceler savunmaya başladı.. Bunun örneğini elbette çoğaltabiliriz. İkinci olarak kitabın yanlış uslub kullandığı. Her başlıkta kesin ve net ifadelerle konuşması, tamamen olumsuzluk veriyor. Mesela; “bunu yapmazsanız sorunlarla karşılaşırsınız” “BUNU YAPABİLEN TÜM DÜNYANIN DESTEĞİNİ ALIR; YAPAMAYAN YAŞAMINI YALNIZ GEÇİRMEK ZORUNDA KALIR” Değil… inanın sadece bana göre değil diyemem herkese göre bu böyle. Bunları uygulamayan ama farklı yolları deneyip başarılı olan insanlar da var. Kitapta yazarın bahsettiği, insan kazanma değil dost kazanma ve ikna etme, başarılı olma yollarından hepsi ve daha fazlasını Resulullah (sav) hayatından örneklerle ve hadislerle görebiliyoruz. Sünnete uygun bir yaşam bize ahireti kazanmamızı sağlayacağı gibi dünya da da dost kazanmamızı sağlayacak. Yazar kitabında çok güzel bir sonucu yazmış ama bu sonuca nasıl varılacağını söylememiş. Çünkü eksik bir şeyler var. Hem de eksik olan en önemli parça; Kutsal… Yazar; "insanlarla ilişkilerde temel yöntemler- 3.prensib: bunu yapabilen tüm dünyanın desteğini alır yapamayan yaşamını yalnız geçirmek zorunda kalır" isimli bölümünde şöyle bir paragrafa yer vermiş; "Bugün binlerce satıcı çok az ücret karşılığı yorgun ve cesaretleri kırılmış olarak kaldırımları aşındırıyor. Niçin? Çünkü onlar sadece kendilerinin ne istediğini düşünüyorlar. Ne yazık ki satıcılar da biz de yalnızca kendi isteklerimizle ilgileniyoruz." Der. Kendini değil başkasını düşün, kendi isteklerini değil karşındaki insanı düşün, bir iş için de olsa sosyal bir çevre edinmek için de olsa karşı tarafı düşün' demek istiyor. Kendi içinde çelişki yaşayıp bunun koca bir NEDEN? e ihtiyaç duyduğunu anlamış olmalı ki, aynı bölümün başka bir paragrafında; " Dünya sadece başkasından para kapmaya çalışan ve kendi çıkarını düşünen insanlarla dolu." Diyor. Elbette bu böyledir. Bugün seküler dünyada rabbani olmanın zor olduğu kadar, sekülerizmin içinde yoğrulmamak da zordur. İnsan bugün menfaati olmadan kendi öz kardeşine, anne babasına bile iyilik etmezken, her şeyin dünyalık kazanmak ve para biriktirmek gibi önemli dertleri varken, yazarımız; maddi bile olsa kendini değil başkasını düşün diyor. Peki ama dinsiz bir insan bunu neden yapsın? Bir Yahudi bugün bunu neden yapsın? Bir Hristiyan bugün bunu neden yapsın? İnsanların bugün Kendilerinden ve kendi çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmedikleri için kapitalizm sürekli bizi sömürmüyor mu zaten? Bir insana Bir şeyi yap ya da yapma demek kolaydır ama aynı insanın bunu yapması daha zordur. İnsan bugün 'bir tek ben miyim kuzu, nedenmiş başkalarını düşünecekmişim' der. Bu haklı bir isyandır. İnsanlara çimento vermeden onlardan sağlam binalar yapmasını bekleyemeyiz. Çimento ise; Kutsaldır. Yani "Vahiy" Bugün bir Dr. İçkinin sigaranın vücuda zararlarını anlatır. Ama yeri gelir kendisi de içer. Demek ki bir şeyi yap- yapma demek, insana etki edememektedir. Bunun için kutsal gereklidir. Kutsal, Allah’tan gelen vahiy haramdır der ve insanlar bunu yapmaz. Yazar da burada hiçbir karşılık beklemeden insanlarla samimi olun, onları sevin, onlarla güzel ilişkiler kurmak için ilgilenin’ der. Normal bir insan bunu yapmaz, nedeni yoktur çünkü. Ama peygamberlerin izinden giden İslam Davetçileri bunu sadece ve sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yaparlar, hem de severek ve hiçbir karşılık beklemeden. Zaten yazar, aynı bölümde işte nasıl olacağını bilmediği o sonucu yazar: “bu nedenle karşılık beklemeden başkalarına hizmet eden kişiler, çok büyük avantajlar sağlayabilirler. Onlarla yarışacak kimse yoktur.” İşte bunu yapan çok kıymetli şahsiyetler peygamberlerdir. Nûh aleyhisselâm tufanın uğultusu arasında, Hûd aleyhisselâm Âd’ın kibirli saraylarının gölgesinde, Sâlih aleyhisselâm kayaların kalbini oyan Semûd’un ortasında, Lût aleyhisselâm geceyi duman gibi çöken karanlık bir toplumun içinde, Şuayb aleyhisselâm ise ticaretin ve hilenin birbirine karıştığı çarşıların arasında hep aynı cümleyi söylemişlerdir: “Ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak âlemlerin Rabbi’ne aittir.” (Şuara 26/109, 127, 145, 164, 180) Peygamberler, kalplerindeki bütün dünyevî ihtimalleri kapatarak, risaletin değerini yalnızca Allah’ın katındaki karşılığa bağladılar. Bu ilke, İslâm’ın davet anlayışını da şekillendirir. Çünkü bir sözün gücü, onu söyleyenin niyetindeki berraklığa bağlıdır. Çıkar gözetmeyen bir davetçinin sesi, karşısındakinin gönlünde şüphe uyandırmaz; onun daveti, menfaatle değil, samimiyetle beslendiği için daha derin ve daha tesirli olur. Bu nedenle peygamberlerin ücretsiz tebliği, sadece geçmişe ait bir hatırlatma değil; bugün de davet yoluna çıkan her mü’min için ihlâsın, duruluğun ve fedakârlığın canlı bir rehberidir. Ve Rasulullah bir hadisinde buyuruyor: “Kendin için istediğini başkaları için de iste, Müslüman ol! Fazla gülme. Çünkü fazla gülmek kalbi öldürür." [Tirmizi, Zühd 2, (2306); İbnu Mace, Zühd 24, (4217)] Yazarın metodlarını İslam ile harmanlayıp, algılayıp anlamak ve hayatına geçirmek daha doğru olur. İşte o zaman insan insanı kazanabilir ve başarıya ulaşabilir. Kitabın içeriğinde daha çok örneklerle insanları tanıyıp, belli maddeler ve metodlarla da hayatınıza şekil verebilirsiniz. Kitapta genel olarak; İNSAN KALBİNİ KAZANMANIN 3 KURALI; 1. Eleştirme yargılama şikayet etme 2. Samimi ol takdir et 3. Karşındakini anlamaya çalışmak. İnsanlar kendisine değer vereni sever. • İNSANLARIN SİZİ SEVMESİNİ SAĞLAMANIN YOLLARI: 1. İnsanlarla çıkarsız ve menfaatsiz ilgilenin 2. İçten ve samimi bir şekilde gülümseyin 3. İsimlerini unutmayın ismiyle hitap edin 4. Onları empati yaparak dinleyin 5. Karşıdakinin ilgi duyduğu şeyleri ilgi alanlarını konuşun 6. Önemli ve kıymetli olduklarını hissettirin (Sevilmek istiyorsan önce sen herkesi içten samimi ve karşılık beklemeden sevmelisin.) * İNSANLARI İKNA ETMEK VE KAZANMANIN YOLLARI 1. Tartışmadan kaçının. (Bu konuyu biraz eleştirdim elbette) 2. Hatalı olduğunda hatanı kabul et ve söyle 3. Tatlı ve yumuşak bir üslup kullan 4. Karşındakinin onayını al (iki evet) 5. Sen az konuş ki karşındaki çok konuşsun. İyi bir konuşmacı iyi bir dinleyicidir aslında. 6. İnsanların onurunu zedeleyecek, kalbinde ciddi hasarlar bırakacak, rencide edici sözlerden kaçın. * LİDERLİK; 1. Takdirle başla 2. Hataları dolaylı bir şekilde dile getir 3. Önce kendinin de hatalar yapabileceğini söyle. 4. Küçük de olsa muhatabının yaptığı güzel şeyleri öv ve takdir et. 5. Hataların elbet düzeltilebileceğini anlat. Son olarak; "Karşındaki insana bir dava bir ideal ve tüm bunları niçin yapması gerektiğini anlatıp ona bir amaç vermek yeryüzünde iyi bir öğretici olmak demektir." “Yeryüzünün öğretmeni olmak için, gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir.” Aliya İzzetbegoviç İyi okumalar…
1000Kitap
Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme SanatıDale Carnegie · Epsilon Yayınları · 20174,893 okunma
·
277 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.