Bugün sizlere küçük bir kitabın içine büyük duygularla sığdırılan bir kitapla geldim. R. Miraç Öztürk ’ün yazdığı “Kafka’ya Kırgınım”, insanın kendi içine dönüp bakmaya cesaret edemediği tüm o sessiz duyguları öykülerin içine ince ince yerleştiren bir kitap. Her biri kısa ama yoğun 18 öykü var içinde; fakat asıl hatırda kalan, bu parçaların birlikte ördüğü o sessiz sarsıntı. Yazar, görünmez insanların görünür acılarını anlatıyor: günlük hayatın içinde kaybolmuş, kalabalıklar arasında yalnızlaşmış, çalışırken, susarken, beklerken içi usul usul kanayan karakterler… Bazen bir işçinin sıkışmışlığı, bazen kendine bile yabancılaşmış birinin iç sesi, bazen de hayata tutunmaya çalışanların kırılgan umudu çıkıyor karşınıza. Öykülerde karanlık var ama karanlığı taşımayı bilen bir umut da var; kimi zaman absürt, kimi zaman kafkaesk bir atmosferle insanın içindeki o tarif edilemeyen ağırlığı hissettiriyor.
Dilinin sade oluşu, hikâyelerin daha da etkili çarpmasına neden olmuş. Her cümle kısa ama yerinde; hiçbir süs yok, hiçbir fazlalık yok. Sanki yazar “az sözle çok şeyi söylemenin” tam ortasında duruyor. Karakterler de günlük hayatta yanından geçip gittiğiniz ama içinde koskoca bir dünya taşıyan insanlar; tanıdık, kırılgan, derin. Kitap bittiğinde tek tek öykülerin değil, onların taşıdığı ortak duygunun sizde kaldığını fark ediyorsunuz — o sessiz yalnızlık, o içe dönük hesaplaşma ve o küçücük umut kırıntıları…
Kısacası, Kafka’ya Kırgınım kısa öykülerin gücüne inanan, insan ruhunun gölgelerine dokunan metinleri seven herkes için sarsıcı ama bir o kadar da sıcak bir okuma deneyimi sunuyor. Yazarımızın diğer eserini de okumak için sabırsızlanıyorum. İyilikle ve kitapla kalın.