Bellek insanın en sessiz ama en güçlü tarafı bence…
Bazen küçücük bir ayrıntı yıllarca bizimle kalıyor, bazen de daha dün yaşadığımız bir şeyi hatırlayamadığımız için kendimize kızıyoruz. Bu kitap tam da o noktada karşıma çıktı: Hatırlamanın Bilimi ve Unutmanın Gerekliliği – Charan Ranganath.
Okurken şunu fark ettim: Hafıza sandığımız gibi düzenli bir depo değilmiş. Hani geçmişin “dosyaları” sıralı durur gibi düşünürüz ya… aslında zihnimiz o an hissettiğimize, neye dikkat ettiğimize göre anıları sürekli yeniden şekillendiriyormuş. Bu fikri öğrenmek bile insanın içine tuhaf bir rahatlık veriyor.
En çok şaşırdığım şey ise şu oldu:
Unutmak aslında kusur değilmiş.
Bazı anıları geride bırakmamız, beynin bizi koruma biçimiymiş. Bunu okuyunca “demek ki bazen unutmak da iyileşmenin bir parçasıymış” dedim kendi kendime.
Ranganath’ın anlatımı çok doğal. Bilimsel bilgiler var ama hiç boğmuyor; tam aksine günlük hayattan küçük örneklerle o kadar akıcı hale geliyor ki, okurken sanki biri karşımda oturmuş hafızanın sırlarını anlatıyor gibi hissettim.
Kitap bittiğinde zihnimle kavga etmeyi bırakıp onu anlamaya başladığımı fark ettim.
Neyi hatırladığımı, neyi unuttuğumu, neden böyle olduğunu… her şey biraz daha anlam kazandı.
Ve aklımda tek bir soru kaldı:
Bizi daha çok şekillendiren, hatırladıklarımız mı yoksa unuttuklarımız mı?