Bir Penguen İle Tanıştım.
Ve o tanıklık, insanın kendisini unuttuğu çağlarda bile bir iyilik kırıntısının hala var olabileceğini fısıldayan tuhaf bir mucizeye dönüştü.
Penguen Dersleri, Arjantin’in politik çalkantılarla sarsılan sokaklarından başlayıp insanın içsel karanlığına uzanan, hem sosyolojik hem de felsefi bir izlenimdir. Bir profesörün bir pengueni petrol yığınlarının arasından kurtarmasıyla açılan hikayemizin, yalnızca bir canlının kurtuluşu değildir; insanın kendi içindeki boğulmuş yanlarını su yüzüne çıkarma çabasıdır.
Arjantin; devrimin, çöküşün ve umudun kırılgan sahnesi, Michell’in izleniminde, ekonomik felaketin kıyısında dolaşan bir ülke olmaktan ötesinde, yalnızca; küresel ısınmanın, siyasi otoritenin ve toplumsal sınıfsallığın travmatik bir aynasıdır.
Çöküşün ortasında direnen halk, “devrimsel nitelikteki toplumsal direniş”i taşır.
Eser, faşizmin baskıcı gölgesiyle sosyalist ideallerin çatıştığı bir noktaya yerleşir.
Sosyalist bir tavır, kendi koordinatından saptığında baskıladığı şeye dönüşebilir.
Ve buda ayrı bir sorgu halidir.
Böylelikle otokrasi, bir ideolojinin aşırıya çıkmasından çok bir değimi ise insanın korkudan yarattığı gölgenin adıdır.
Bu noktada Shelley’nin özgürlük dizeleri eserin siyasi arka planını tamamlayan bir yankısı ile bizleri buluşturur.
..
Zulmün gürleyen kıyameti gibi
Her kalpte ve beyinde çınlayan,
Tekrar duydum, tekrar, tekrar..
Uykudan sonra aslanlar gibi ayağa kalk!
Yenilmez sayıda..
Zincirlerini çiğ gibi yere salla,
Uykunda üzerine düşen
Siz çoksunuz onlar ise azdır.
Bu pasaj, eserdeki gençlerin, öğrencilerin ve sıradan yurttaşların yaşadığı sessiz direniş halini neredeyse manifestoya çevirir.
Eğitimde sınıfsallık: Ayrıcalık ile acının yan yana yürüyüşü, eserin en dikkat çekici katmanlarından biri, okul ortamının bir toplum mikrokozmosu gibi işlenmesidir. Ayrıcalıklı okullar, lüks yaşam tarzı, öğretmen öğrenci ilişkilerindeki gerilim: hepsi sınıfsal eşitsizliğin birer yansımasıdır.
Bazı öğrencilerin disiplin, diğerlerinin eğlence ile öğrenmesi…
Bazılarının zorbalıkla güç kazanması…
Tüm bunlar Michell’in eğitim sistemine getirdiği eleştiriyi derinleştirir:
Ve akran zorbalığı, otokrasinin minyatür halidir.
Taraftar bulduğu her yerde büyür nede olsa..
Eğitimin amacı yalnızca bilgi aktarmak değildir; aynı zamanda insanı demokrasiye, empatiye, özgürlüğe hazırlamaktır.
Michell, bu çizginin sık sık ihlal edildiğini gösterir.
Penguen ise, Sessiz bir öğretmen, masumiyetin yaşayan metaforudur.
Eser boyunca en güçlü sembol penguendir.
O, insanın doğaya verdiği zararın kurbanı olduğu kadar, insanın hala iyilik üretebilmesinin de kanıtıdır..
Konuşmaz , yargılamaz
ama varlığıyla, bize biz olmayı öğretir..
Bir penguen ile kurulan dostluk, Michell’e nefes aldıran bir mola, öğrenciler için merhametin eğlenceyle birleştiği bir an, okuyucular için ise masumiyetin dokusu olur. Penguen, insanın içerisindeki iyiliğin hala tam ölmediğini hatırlatan küçük bir kıvılcımıdır.
Ve izlenimi yeni bir toplumsal sorumluluğa değinir..
Küresel felaket ve insanın körlüğü, petrolle kaplı kıyılar, devletlerin sorumsuzluğu, bir penguenin varlığının artık olmayışından kaynaklı vedasının sadece birinin bizdeki yaşamı..
Bunlar yalnızca “arka plan olayı” değildir, bunlar bir tür uyarıdır.
Böylece, gerçek tehdit, küresel felaket senaryolarından ibaret olmasa da, insanın doğayı tahrip eden umursamazlığından kaynaklıdır.
Ve örneği Michell’in pengueni temizlemesi, aslında insanın kendi kirini temizleme isteğinin sembolik bir yansımasıdır.
Eserine işleyiş sürecindeki birçok deyiş yer alır, bunlardan biri ise şöyledir;
Özgürlük metaforu:
Bir havuz motifinin, okyanusa açılan kapısı gibidir, üzerindeki rüzgarı anımsatır.
Eserde okyanuslar, fırtınalar yoktur.
Ama özgürlüğü taşıyan küçük bir metafor vardır:
Bir havuz temsili ve yapay bir havuzun üstünde esen hafif bir rüzgar gibidir.
Rüzgarın suyu dalgalandırışı, penguenin içten içe hissettiği o “gitme arzusu”nun sessiz bir yankısıdır.
İşte özgürlük tam da budur.
Sorusu nedir peki, İnsana dair?
Aptallardan uzak olmak mı?
Yoksa kendimizden sakladığımız, gerçekliğimizmi?
Veya toplumun bize dayattığı, zorbalıktan mı?
Belki de hepsinden ayrışmak isteriz..
Yada hiç birinden değildir, yalnızca insan kalabilmekten kaynaklı bir sorgusal değimden ibarettir..
Değim ise sorgu ile beraberinde devam eder öylece.
Kırıklıklar, vedalar ve yeniden doğuş yada bir bakıma, var olma çabasına dair bir değimden ibarettir..
Hikayede bulunan insanlar ise değinir ve giderler bilinmeyen bir nedenle..
Bağlar kopar, dikişler atılır; yamaları görünür.
Ve ardından, hiçbir şey artık eskisi gibi olmaz, olamaz.
Ama yaşam, kırılganlığın değiminden filiz verir.
Bir sahil kasabasının begonvillerle çevrili kıyılarında doğan yeni sabahlar gibi.
Hikayenin tonuna kusursuz bir hüzün bırakır:
Nede olsa,
"Herkes görüyor yaşlandığımı.
Herkes öldüğümü düşünüyor,
sen hariç.
Tenimin soğuğa karıştığında
bana da veda edecekler…
sen hariç, sen hariç."
Bu bölüm yalnızca kişisel bir veda değildir; insanın kendi içindeki kaybolmuş masumiyete, geçmişe, dostluğa dokunan evrensel bir ağıttır.
Son ders belirdi, penguen derslerinden kalan bir deyimdi..
Ve penguen gider, ders biter.
Ama insanın içinde başlayan yolculuk sürer.
Kelimelerin arayışı devam eder.
Sevgi, bazen acıların yerine bize sunulan sessiz bir armağandır.
Penguen bu armağanın somut halinin tasviridir.
Ve insan, yeni denizler ararken, gökyüzünde yolunu aydınlatacak bir yıldız aramaya devam eder.
Çünkü yaşamın şiiri bazen bir kadehin sessizliğinde, bazen ise bir penguenin bakışında, özgürlüğün havuzdaki hafif rüzgarında saklıdır.
Ve şimdi gayet iyi biliyorum…
Bir penguenle tanışmanın bıraktığı o sarsılmaz sessizlik, hikayenin kapanışında bile tam anlamıyla susmuyor.
Çünkü bazı karşılaşmalar bitmez; yalnızca kalbin içinde başka bir yere çekilir, orada usulca nefes almaya devam eder.
Michell’in ellerinde hayatı geri verilen o küçük canlı, bana şu düşünceyi fısıldar gibi:
“İyilik, dünyanın en kırılgan ama en ısrarlı direniş biçimidir.”
Belki de bu yüzden, petrol karanlığından çıkan bir penguen, insanın kendi iç karanlığını da aydınlatır, çok küçük, ama çok dürüst bir ışıkla...
Veda zamanı geldiğinde anlıyorum ki, ayrılık bazen bir kapanış değildir,
yolun kenarında bırakılmış ince bir izdir.
Bir daha geri dönmesek bile, dokunduğumuz yerde bir ılık sıcaklık kalır.
Tıpkı penguenin suya karışmadan önce bıraktığı o kısa, ama unutulmaz ayak izleri gibi.
Şimdi, bu hikayenin sonunda kendime şöyle diyorum:
“Her insan, en karanlık gününde bile bir canlıya dokunacak kadar yumuşak bir yer taşır içerisinde.”
O yeri bulmak zordur, fakat bir kez bulduğumuz da, dünya sesini değiştirir;
daha derinden, daha insani konuşur bizimle.
Belki de tüm yolculuk bunun içindi:
Arjantin’in kederli rüzgarlarını aşmak, sınıfların soğuk duvarlarını görmek,
toplumun kapanmayan yaralarından sızan acıyı duymak, bütün bunların arasında küçücük bir kalbin attığını fark etmek...
Ve şimdi veda ediyorum, ama sessiz.
Tıpkı penguenin bakışındaki o derin, sualtı huzuru gibi okyanus ötesinden gelen, bir yağmur tanesinin sunduğu bir giz ile..
Çünkü bazı hikayeler kapanmaz;
yalnızca insanın içine işleyerek orada yaşamaya devam eder.
Bildiğim birşey var ise;
Dünya, bir penguenin adımlarındaki kadar narin
ve insanın kalbindeki kadar sonsuz kalacak.
İşte bu yüzden vedam sessiz…
Bir su damlasının yüzeye düşerken çıkardığı ince ses, bir kanadın gökyüzüne değdiği an,
bir bakışın insana kendini hatırlattığı an kadar sessizdir..
Ama sessizlikte bile süren bir sıcaklıkla.
Hoşça kal, küçük mucize.
Senin sessizliğinde bile bir dünya saklıydı,
ben ise sadece onu duydum.
Bir giz ile beraberinde, ardında bıraktığı yarım bir mürekkepin değimi ile..
..
İlhamı böylesine kusursuz bir eser idi,
bende uyandırdıkları böyle..
Belkide her ruhun kaleminde, şahitliği ile birlikte, yeni bir anlam aralanır öylece..
Penguen DersleriTom Michell