·672 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Aralık 2025 00:00 Bu kitap... Çok farklıydı. Çok güzeldi ama güle ağlaya okuduğum o üç muhteşem kitaptan çok daha farklıydı.
Kademelere ayrılmış bir toplumun en alt kademesine ait yaralı bir oğlanın isyan başlattığı bir distopya olmayı aştı ve bir savaş kitabına dönüştü. Karakterlerimiz çok değişti.
Toplum’u yıkmak için mücadele eden o gençler şimdi otuzlu yaşlarda birer yetişkin, Cumhuriyet’in en önemli insanları, evlenmişler ve çocukları var. Hala savaşıyorlar fakat artık farklı amaçlar uğruna. Eskiden onların gençliklerini, içinde bulundukları durumun ağırlığına rağmen çok canlı bir şekilde hissederken şimdi yetişkinliğin getirdiği ağırlık üzerimize çöküyor. Ezilen Pembeler, Kızıllar, Obsidiyenler artık birer yönetici, lider, dük olabiliyor. Bir Altın’a emirler verebiliyor. Lysander büyümüş ve bir zamanlar en büyük hayranı olduğu Azrail’den nefret ediyor. Eskiden Darrow’ı öldürme tutkusuyla yanıp tutuşan Cassius şimdi onu destekliyor... Bu farklılıklar her seferinde gözüme çarptı ve o eski zamanları çok özlediğimi fark ettim.
İsyan, devrim... Bayıldığım bir konu. O üçlemeyi okurken isyanın nasıl bir yol izleyeceğini merak ediyordum ve olayların gidişatından manyak bir zevk alıyordum. Karakterlerden manyak zevk alıyordum.
Üçüncü kitapta zincirler kırıldı, toplum düştü, cumhuriyet kuruldu. Şimdiyse cumhuriyetin kuruluşunun üzerinden on sene geçmiş. Fakat hiçbir şey Darrow’ın hayal ettiği gibi değil, bizim hayal ettiğimiz gibi değil. Güneş sistemi üçe bölünmüş ve üç taraf da on senedir birbirleriyle savaşıyor. Karakterlerimiz cumhuriyeti yönetmek konusunda pek de başarılı olamamışlar, Virginia sözlerini yerine getirmemiş. Fakat en önemlisi, Darrow’ın savaşta yaptığı hatalar onu “kahraman” kişiliğinin altına çekti ve cumhuriyetin kırılmaya başlamasına sebep oldu.
Kitap boyunca çıldırdım. Yaşanan olaylar, ayrılıklar, özellikle de Lysander ve Darrow beni çıldırttı. Dördüncü kitabı bitirdim ve ilk defa Darrow dışındaki karakterler hakkında da büyük fikirlere sahip oldum.
Dansçı: Darrow’un Demir Yağmuru bir hataydı ve Dansçı’nın kötü bir niyeti yok, sadece daha fazla kayıp vermeden cumhuriyeti huzura kavuşturmak istiyor ve doğru bildiği şeyi yapıyor fakat Darrow’u suçlama şekli? Onun savaştan başka bir şey görmemiş, barışın ne olduğunu bilmez biri olduğunu söylüyor ve bu yüzden sinirleniyor, onu suçluyor. Düşüncelerinde haklı ama bunları bilerek Darrow’ı nasıl suçlayabilir?
16 yaşındaki yaralı bir çocuğu alıp, değiştirip, koca bir isyanın başına koyan kendisiydi. Darrow önce on altı sene boyunca Altınlar tarafından ezilerek yaşadı, sevdiklerini kaybetti. Sonrasında yedi sene boyunca Toplum’u yıkmak için savaştı. Cumhuriyet kurulduktan sonraki on yıl boyunca da Çekirdek ve Çeper Egemenlikleri ile savaştı. Böyle bir karakter savaştan başka ne bilebilir? Yıllardır savaştığı insanlarla barışı sağlayıp hayatına huzur içinde devam edebileceğine nasıl inanabilir? Bu savaşların merkezinde olan kişi olarak kendini yozlaşmaktan ne kadar alıkoyabilir? Darrow savaşmaktan bir kere bile zevk almadı, ailesinin fotoğraflarına bakıp dahil olamadığı anılara ağlayan bir adam bu. Ama onu bir silah olarak yetiştirmişler, saldırması için. Şimdi nasıl savaşmadan durabilir? Darrow’ın hareketleri yanlıştı fakat anlaşılabilirdi, bir kısmı.
Yine de Dansçı çok sinirli olduğum bir karakter değil, öfkesini anlıyorum. Zincirleri kırmana yardım eden bir kahramanın bir ölüm ve savaş lorduna dönüşmesini izlemek kolay bir şey değil.
Lyria: Lyria en anlaşılabilir ve en haklı karakterlerden biriydi. Ona ve ailesine o kadar üzüldüm ki. Virginia ve Darrow’a olan öfkesi yüzünden asla kızamadım, kızmaya hakkım yok. Çok zor durumlarda kaldı ve bana kalırsa her seferinde elinden gelen en iyi şekilde yönetti. Basit bir Kızıl olarak bu karmaşık savaşın ortasında nasıl bir rol alacak, ne kadar ve nasıl yükselecek hiç kestiremiyorum ama kesinlikle sevdiğim ve daha fazla okumak istediğim bir karakter oldu.
Ephraim: Zaman zaman sinirlendim ama yine kendince haklı bir karakterdi. Yaşadıkları yine çok üzdü beni. Bölümleri genellikle çok eğlenceliydi, kimi zaman kahkaha atmamı sağladı. Lyria gibi çok zor durumlara düştü, kötü yollara gitti ama bence kendisi de her seferinde en iyi şekilde yönetti süreci. Özellikle o son olaydan sonra beşinci kitapta nasıl bir yol izleyecek çok merak ediyorum, sevdim kendisini.
Pax: O kadar üzülüyorum ki bu çocuğa, kitabın içine uzanıp sarılmak istedim pek çok kere. Annesi Hükümdar, babası Azrail, Cumhuriyet’in en değerli çocuğu. Eeee, ne olmuş? On yaşında bir çocuk ve tek istediği huzurlu ve mutlu bir aile, babasıyla daha fazla vakit geçirmek.
Çok güzel yetiştirilmiş bir çocuk. Gerektiğinde babasının sert mizacına bürünebildiği gibi özünde annesi kadar nazik. Bu kadar varlıklı bir çocukken bırak hiç şımarık biri olmamasını, “Ben de bir Kızıl’ım.” diyebilmesi çok etkilemişti beni. Sonuçta babası bile özünde bir Kızıl olduğunu unutuyor gibi görünüyor. Çok sevdim gerçekten Pax’ı.
Virginia: İlk üç kitapta hep daha fazla görmek istediğim bir karakter olmuştu ve yazara da hep sinirleniyordum bu kadını az gösterdiği için. Bu kitapta yine çok fazla gördüğümüz bir karakter değildi ama yer aldığı tüm sahnelerde o kadar güzeldi ki...
Hatalar yaptı, verdiği sözleri tutmadı ama bunları kabul de etti. Özür dilemesini bildi. Bence her zaman çok güzel konuştu ve hareket etti. Darrow’ın ikinci kitapta dediği gibi bütün insanoğlunun en nazik olanı. Bu kitapta bunu fazlasıyla gördüm ve çok sevdim. Virginia bu kitapta harikaydı, en sevdiğim oldu ve sonraki kitap için ondan çok ümitliyim, Darrow’ı kurtaracak biri varsa o da Virginia’dır.
Sevro: Ares ismiyle çok büyük bir figür olmasının yanı sıra on yedi sene boyunca Azrail’in peşinden giden, onun emirlerine uyan ve ne olursa olsun onu destekleyen biriydi. Sevro hala eskisi gibi deli fakat artık bir ailesi var ve bunun gayet iyi farkında. Karısına, çocuklarına değer veriyor ve bir baba olarak rolünü biliyor. Kitabın sonunda yaptığı seçimin beni üzmesine rağmen ona hak verdim ama bu ortada hala bir savaşın olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Savaş devam edecek, Darrow savaşmasaydı da devam edecekti. O zaman ne yapacak? Ailesine verdiği değeri anlıyorum ama savaştan ne kadar kaçabilirler?
Romulus: Romulus üçüncü kitapta da harika bir karakterdi. Bu kitapta da çok güçlü bir tehdit olarak karşımıza çıkmasını bekliyordum, çok heyecanlıydım onun için ama hiç de beklediğim gibi olmadı. Hem de hiç. Hayal kırıklığına uğramış olmamın yanında çok üzüldüm, bir yandan da yaptığı o uzun konuşma o kadar etkiledi ki beni gözlerim doldu. Karşımıza çok az çıktı ama çok etkileyiciydi, harikaydı.
Cassius: İlk üç kitapta nefret ettim kendisinden ama Cassius gerçekten de değişmiş, harika bir karaktere dönüşmüş. Yine çok çok fazla gördüğümüz bir karakterdi diyemem ama sahneleri harikaydı. Değişimi ayrı bir harika zaten. Bu kitapta Cassius’u çok beğendim ve ben çok güçlü bir şekilde döneceğine inanıyorum.
Lysander: Başta kendisini seveceğimi düşündüm ama sonrasında delirtti beni. Octavia ve Aja onun için çok değerli kişilerdi, anlıyorum ama Lysander on yaşında bir çocuk değil artık, yirmi yaşında bir adam. On sene boyunca Cassius’tan hiçbir şey öğrenemedin mi gerçekten? Octavia ve Aja’nın hareketlerinin ne kadar yanlış olduğunu anlayamıyor musun, Toplum’u geri getirdiğinde o ikisinden daha iyi olabileceğine nasıl inanabiliyorsun? O adi renklerin yüzlerindeki dehşeti, yalvarışlarını asla unutmayacağını söylemiştin; öyleyse şimdi nasıl böyle bir yol izlemeyi seçtin? Bu kadar kolay manipüle edilebildiğine inanamıyorum gerçekten.
Darrow ve Virginia’nın üçüncü kitapta Lysander’a merhamet etmeleri saçmalıktı. On yaşındaki bir çocuktu, evet ama o hala bir Lune. Sevro’nun onu öldürmesine izin vermeleri gerekirdi, şimdi kendilerine yeni bir düşman edindiler.
Darrow: Lysander kadar delirtti beni ama sonrasında biraz düşündüm ve Darrow'ı daha iyi anladım. Bir sene boyunca küçücük, karanlık bir kutunun içinde kalmış olmak onda bir travma bırakmış, bedeninin dört duvar arasına hapsedilmesi onun için bir kabus artık. Bu yüzden kaçtığında onu anladım, barış teklifini kabul etmemesini anladım. Senato'nun o barış oyununa düşmesi saçmalıktı, Darrow ise inanmayıp savaşa gitmekte haklıydı. Oğlu çok önemli ama Merkür'e koyduğu tüm o askerleri ölüme terk etmesi de ne kadar doğru? Düşmanı daha da ilerlediğinde bu sefer ne yapacak?
Bunlara rağmen "koca" ve "baba" kimliklerini bir kenara atmasına dayanamıyorum. Hep yıkıma doğru gidiyor, ölüme yürüyor, çok tehlikeli seçimler yapıyor. Diğer herkese çok büyük zararlar veriyor ve onların hislerini umursamıyor, kendi bildiği yöntemle barışı getirmek için uğraşıyor ama bu sefer sevdiklerine, ona değer verenlere sırtını dönüyor.
Darrow’ı o kadar çok seviyorum ki, onu o kadar çok benimsedim ki başına kötü bir şey gelmesini, diğerlerinin ona sırt çevirmesini, yalnız kalmasını, üzülmesini kaldıramıyorum. Ama bu kitapta kimi zaman onu ben de anlayamadım. Özellikle sonda yaptığı seçimler... Dönüştürülmüş olduğu kişiye rağmen hatalarını fark ettiğinde bir şeylerin değişeceğini düşündüm. O tanıdığım kudretli Azrail’i görmek istedim gene, olanları öğrendiğinde Sendika’nın tepesine bir yıldırım gibi çökmesini istedim. Bunu yapacağına inandım, heyecanla bekledim ama Darrow öyle ters bir noktaya gitti ki sinirden ağladım.
Bu kitapta Darrow’dan nefret etmeye başlayan kişiler olduğunu gördüm, anlayabiliyorum. Darrow’ın ölmesini isteyenler olduğunu gördüm, ben istemiyorum. Dürüst olmak gerekirse Darrow’ın ölmesi düşüncesi bile beni mahvediyor. Bu seriye mutlu bir son yakışır mı emin değilim ama kötü bir son istemiyorum asla. Darrow’ın aklını başına toplamasını, diğerlerini de düşünerek daha mantıklı hareket etmesini istiyorum ama ümit etmekten de korkuyorum. Bildiğimiz ve desteklediğimiz Azrail’in geri gelmesini istiyorum ve Darrow düzelmezse yazarı asla affetmem.
Tüm bu sinir krizlerimin yanında kitap genel olarak çok güzeldi. Sadece beni ilk üç kitap kadar yükseltemediği ve Darrow’ın hareketlerini ne kadar anlamaya çalışırsam çalışayım tamamen anlayamadığım için, neden böyle bir karaktere dönüştüğünü çözemediğim için bir puan kırdım.
Farklı bakış açılarından okumak ise harikaydı. Başta hoşuma gitmemişti ve beni zorlayacağını düşünmüştüm ama yazar iyi bir karar vermiş gerçekten. İlk üç kitapta tek bir bakış açısından sadece bir kahramanı okurken bu kitapta diğer bakış açıları sayesinde hiçbir şeyin aslında bize gösterilen gibi olmadığını gördük. Yapılan hatalar, ödenen ağır bedeller ve kaybedilen canlar yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Seri çok farklı bir noktaya evrilmeye başladı, bakalım bundan sonrası nasıl ilerleyecek.