Puan vermedi·320 syf.····Okunma: 01 Aralık 2025 23:46 İbrahim Kaypakkaya'nın kurucusu olduğu illegal örgüt Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) üyesi Ali Türker Ertuncay’ın kaleme aldığı bu kitap, önce yazarın erken hayatıyla başlıyor. Bu bölüm, okuyucuyu sıkmadan gerekli ön bilgileri eksiksiz veriyor ve ardından bizi yakalanıp tutuklandığı güne götürüyor. Özellikle bu noktadan sonrası öyle akıcı ki tek nefeste okuyabiliyorsunuz. Yakalanmasından itibaren anılarını neredeyse bir roman tadında anlatıyor fakat ne yazık ki okuduklarımız bir kurgu değil, yalın gerçekler. Maruz kaldığı hukuk dışı işkenceleri, fiziksel ve psikolojik şiddeti tüm açıklığıyla aktarıyor. Bir devrimcinin işkencelere nasıl kafa tutması gerektiğini, çözülmeme iradesinin nasıl diri tutulduğunu kendi yaşadıkları üzerinden gösteriyor. Bunun yanında işkence sürecinde işkencecilerle adeta bir satranç oynar gibi zihinsel bir mücadele yürüttüğünü de görüyoruz. Kitap burada da bitmiyor. Ertuncay’ın tutukluluk döneminde tuttuğu günlükler sayesinde, cezaevi içindeki yaşamı ve direnişi tüm ayrıntılarıyla okuyoruz. Tutuklular arasındaki komün yaşamını, örgüt içi ve örgütler arası dayanışmayı, zaman zaman ortaya çıkan fikir ayrılıklarını birinci ağızdan öğreniyoruz. Ayrıca bir siyasi tutuklunun ailesiyle yaşadığı duygusal gelgitleri, eşi Gülden ile arasında zaman zaman esen soğuk rüzgarları da günlükler ve mektuplar aracılığıyla doğrudan okuma imkânı buluyoruz. Kitap çok uzun siyasi tahliller barındırmıyor; ancak devrimci hareket içinde bir dönem yaygın olan “faşist dövme” gibi yüzeysel eğilimleri eleştiriyor ve hareketin bu tür küçük meselelerle oyalanmasını sorguluyor. Diğer sol örgütlerle yaşanan ayrışmaları, fraksiyon bölünmelerini hem anlamaya çalışıyor hem de yer yer eleştiriyor.
Tutukluluk sonrası hayatına da kısa bir bölüm ayrılmış. Bir devrimcinin yaşayabileceği muhtemel senaryoların çoğunu, tüm zorluklara rağmen birinci ağızdan aktarabilmiş. Bu nedenle kitap, hem tarihsel bir tanıklık hem de okunması gereken önemli bir kişisel direniş anlatısı niteliği taşıyor.