Bu yazının daha kapsamlı orijinal versiyonunu blogumda okuyabilirsiniz: dusuncedokuma.substack.com/p/umberto-arte-...
327 - Kendim için, kendime rağmen sanatı öğrenmeye devam ediyorum.
Bu üçüncü kitapta 5 ressam üzerinden çeşitli akımları ve ekolleri öğreniyoruz.
Jean-François Millet aracılığıyla Barbizon ekolü ile başlıyoruz. Millet Van Gogh’un en sevdiği, örnek aldığı ressammış. Benim için yeni bilgiydi. Köylünün dostu köylü Millet yahut köylü Millet’nin efendisidir, eheh.
Ardından Jules Breton ve kızı Virginie Demont-Breton’a geçiyoruz ve yazarımız bu bölümü Fransız Realizmi olarak adlandırıyor. Benim içinse “babadan kıza aile boyu resim sanatı”.
Üçüncü bölümde Cezanne’ın hakkını Cezanne’a veriyoruz. Bu beyefendiye “modern resmin babası” dediklerini ve Emile Zola ile ilkokul arkadaşı olduklarını bilmiyordum. Koskoca Picasso bile adamdan ilham almış.
Sonra geldik Goya’ya. Hah. İşte gerçek bir “derinden etkileme ustası”. Benim içinse “karanlık deha” gibi bir şey. Beni en çok etkileyen “Oğlunu Yiyen Satürn” olmasında bu resmin adamın evinin mutfağının duvarında bizzat sıvaya resmedilmiş olması gibi ufak bir detayın da payı var. Goya, evin dört bir yanını Kara Resimler diye adlandırdığı 14 resimle bezemiş. Değişik adam ya.
Son bölümde Monet’yi öğreniyoruz. Monet’nin garibanlığını görüyoruz ve empresyonizme giriş yapıyoruz. O andaki izlenimlerini ve hislerini detaylara takılmadan derhal resmetmenin adı işte empresyonizm.
Kitabın bütününe baktığımda entelektüel birikimime bir briket daha ekleyebildiğimi düşünerek keyiflendim.
“Bildiğim en neşeli şeyler sessizlik ve sakinlik.” ~Jean-François Millet