·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Aralık 2025 23:53 “Bahçıvan ve Ölüm”ü bir süredir kitap sayfalarında, öneri listelerinde, insanların cümle aralarında görüp duruyordum. Sanki bir şey beni sürekli ona çağırıyordu. Dayanamadım, okumaya karar verdim. Üstelik kitabı bana annem hediye etti… Öğretmenler Günü’nde. Bu bile yetiyor aslında: Hayat bazen kelimelerden önce işaretler gönderiyor.
Uzun zamandır ölümün etrafında dolaşıyor ama ona hiç göz ucuyla bile bakmak istemiyordum. Yine de bu kitapla birlikte, kaçtığımı sandığım o duygu, aniden bastıran bir dolu gibi üzerime indi. Yazar ne edebi oyunlar peşinde ne süslü cümlelerde; acısını saklamadan, hiçbir kalkan kullanmadan dökmüş sayfalara. Ama bazı yerlerde… bazı cümlelerde… öyle bir şey oluyor ki: kelime dediğin, insanın boğazında bir taş kesiliyor.
Kitabı okurken birkaç kez, farkına bile varmadan sökülüp gitti içim. Histeri ile farkındalık arasında bir yerde, insanın kendini ele verdiği o sessiz kırılma anlarında ağladım. Çünkü yazarın yaşadığı acının aslında benim gelecekte bir gün mutlaka dokunacağım bir gerçek olduğunu görmek, dayanılmaz bir ağırlık taşıyor. Ertelediğim, unuttuğumu sandığım, “şimdi sırası değil” diyerek kenara ittiğim o gerçekle yüzleşmek… sözle tarif edilmez.
Bazı pasajlarda kendi ailemin gölgesi vardı; kendi ebeveynlerimin sesini duyar gibi oldum. Üstelik dedelerimin ikisini de, biri çok yakın zamanda olmak üzere toprağa verdim. Babam babasını kaybetti. Kitabı okurken yalnızca bir başkasının acısına tanıklık etmiyordum; kendi gerçeğime, babamın içinde taşıdığı dev dalgaya, ailemin görünmez yaralarına da dokunuyordum. Bu yüzden dağıldım. Belki de paramparça oldum.
Bu kitap… Evet, teselli etmek için yazılmamış. Bazı evlatların kendine acı çektirmemek için uzak durması gereken türden. Ama aynı zamanda “bir gün herkesin kapısını çalacak olan hakikat”i en çıplak haliyle gösteren bir ayna gibi.
Ve bana bir hediye daha verdi: Yazarın babasından kalan tek şey olan o bahçe günlüğü… O küçük, kırılgan defter. Onu okuyunca içimde bir kapı açıldı. Ben de çocuklarıma bir gün dokunabilecek mektuplar bırakmak istedim. İçimde gizli duran ne varsa—ailemi, geçmişimi, sevgimi, acılarımı, öğrendiklerimi—bir gün onlara uzanacak bir ses olsun istedim. Hayatın uçucu rüzgârına karşı gelecek bir iz…
Yakında yazmaya başlayacağım. Çünkü bazı kitaplar yalnızca okunmaz; insanın kendi içini de yazmaya zorlar...