·244 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Aralık 2025 00:13 Düşünüyorum.. O dönemde bir kadın olarak böyle bir işe kalkışmak. Ben yapamazdım şahsen. Coğrafya zorluklarını göze alıp da sırf sadece kalbindeki o duyguya güvenerek yola çıkmak... Dini ne olursa olsun ben yürekteki merhamete sıkı sıkıya bağlı bir insanım başka hiç bir kriter insanı tanımlamıyor gözümde zerrece.
Kate Marsden’in On Sledge and Horseback to Outcast Siberian Lepers kitabı aslında bir yolculuk hikâyesi. Ama sıradan bir yolculuk değil; 1890’larda bir kadının tek başına Sibirya’nın uçsuz bucaksız topraklarına çıkıp lepra (cüzzam yani) hastalarını görmek, onlara yardım etmek için yaptığı inanılmaz bir macera.
Ah Kate.. Kervan yolda düzülür yapmış o dönemde. Ama bu mücadelesine Kraliçeden ve Prensten maddi ve ona inananlardan da manevi desteğini almış şekilde devam edebildi kolayca. Sonuç ne biliyor musun onlar için hastane kurduruyor. Onun gücünü hafife almamak lazım okurken...
Marsden, İngiltere’den yola çıkıyor, önce trenle, sonra kızakla, en sonunda da at sırtında ilerliyor. Lepra hastaları toplumdan dışlanmış, kimse yanlarına yaklaşmak istemiyor. Marsden ise tam tersine onların yanına gidiyor, konuşuyor, gözlemliyor. Bu açıdan kitap sadece bir seyahatname değil, aynı zamanda bir insanlık dersi gibi.
Tabii ki metin biraz eski bir İngilizceyle yazılmış, yani günümüz okuyucusu için ağır gelebilir. Ama Marsden’in samimiyeti, yaşadığı zorlukları içtenlikle aktarması, kitabı canlı tutuyor.
Kısacası, bu kitap hem tarihsel bir belge hem de insan hikâyelerinin gücünü hatırlatan bir anlatı. Eğer hemşirelik tarihi, kadınların öncü rolleri ya da insani yardım hikâyeleri ilgini çekiyorsa, Marsden’in yolculuğu sana çok şey düşündürür.
Çevirdiğim için de kendimle ayrıca gurur duyuyorum. Tavsiye ediyor muyum evvvet. Kitaplarla ve Kedilerle kalın sevgili okuyucular...