Puan vermedi·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Aralık 2025 11:29 Masallar çoğu zaman mutlu sonla biter. İçlerinde güçlü, korkusuz kahramanlar vardır ama bu kahramanlar genellikle erkek figürlerdir. Masal geleneğinde kadınlar savaşmaz; kaderlerine boyun eğip bir prensin onları kurtarmasını beklerler. Fakat bu kitapta anlatılan masallar bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. Yazar, bildiğimiz o klasik masalları ters yüz ederek yeniden yorumlamış—hem de iyi ki yorumlamış.
Buradaki masal kadınları devlerle pazarlık yapıyor, kaderle boğuşuyor, kendi yolunu kendi çiziyor. Hiçbiri boyun eğmiyor. Onlar biraz farklı masal kahramanları: Sessizce bekleyen değil, kendi hikâyesinin öznesi olan kadınlar. Savaşmak derken kast edilen kılıçla, kalkanla bir savaş değil; çoğu zaman insanın kendi içinden yükselen, engelleri aşmayı gerektiren bir mücadele. Çünkü masalın devleri fantastik birer yaratık gibi görünse de aslında gerçeğin bir uyarlaması. Günümüzde de hepimiz kendi devlerimizle savaşıyoruz—toplumsal baskılar, aile yükleri, beklentiler, geçmişin gölgeleri…
Kitabın en dikkat çeken temalarından biri de annelerden kızlara geçen görünmez zincir. Her neslin kendine ait bir hikâyesi var ama bu hikâyeler birbirine eklemleniyor. Bazen kızlar, farkında bile olmadan annelerinin kaderini tekrar ediyor. Kader, kaçınılmaz bir şeymiş gibi karşımıza çıkıyor; ama yazarın metni şunu fısıldıyor: Kaderden kaçılmaz ama kaderi şekillendirmek elimizdedir.
Bu masallarda kadınlar kendi kaderinin sadece taşıyıcısı değil, aynı zamanda mimarı. Yazar, klasik masalların teslimiyetçi kadın profilini kırarak yerine mücadele eden, yön seçen, irade sahibi karakterler koymuş. Böylece masal, hem bir uyarlama hem de bir itiraz hâline geliyor: Kader bize verilmez; biz onu dönüştürürüz.
Sonuç olarak kitap, masalların büyülü dünyasını kullanarak hem geçmişle hem de bugünün gerçekleriyle konuşuyor. Kadınların sesi daha gür, adımları daha kararlı. Masaldaki devler belki hâlâ büyük, ama artık kahramanlar da onlar kadar güçlü.