“Neredeyse Sıradan Bir Aile”yi okurken kendimi sıradan bir ailenin rutininden çok daha derin, karanlık ve sarsıcı bir hikâyenin içinde buldum. Kitap, bir aileyi dışarıdan “normal” gösteren tüm maskelerin aslında ne kadar ince ve kırılgan olabileceğini çok iyi yansıtıyor. En etkileyici tarafı ise olayları farklı bakış açılarından anlatması; anne, baba ve kızın dünyalarına ayrı ayrı girince, aynı olayın ne kadar farklı yaşanabildiğini görmek beni gerçekten düşündürdü.
Yazar gerilimi adım adım yükseltiyor ve karakterlerin her birinin gizlediği bir şey olduğunu hissediyorsun. Ben özellikle aile içindeki güven, doğruluk ve sadakat kavramlarının bu kadar iyi sorgulanmasına bayıldım. “Ben olsam ne yapardım?” sorusunu defalarca sordum kendime. Hızlı okunuyor ama okudukça insanın içini kemiren bir merak duygusu yaratıyor.
Kısacası, “Neredeyse Sıradan Bir Aile” benim için bir aile dramı değil; aynı zamanda ahlak, adalet ve ebeveynlik üzerine bir sınav gibiydi. Gerilimle psikolojik çözümlemeyi bir arada sevenler için kesinlikle etkileyici bir roman.