Freida McFadden okurken hep aynı tuhaf hissi yaşıyorum… (Yazardan okuduğum üçüncü kitap.)Sanki sıradan bir hikâye okuyorum gibi başlıyor ama bir yerden sonra zihnimde boşluklar oluşuyor, ‘bir şey oluyor ama ne?’ diye kendimi sürekli tetikte buluyorum.
İnsan davranışlarını gözlemlemeyi severim ama McFadden’ın kurduğu karakterler beni bile şaşırtıyor. En sessiz görünenin içindeki kırılmayı, en güvenilir duran kişinin gölgesini öyle bir işliyor ki okurken her sayfada birinin maskesi düşüyormuş gibi hissediyorum.
En çok hoşuma giden şey, gerilimi abartmadan kurması. Çok bağıran bir tansiyon değil; daha çok içten içe tırmanan, rahatsız eden ve sonunda ‘hiç aklıma gelmezdi’ dedirten bir oyun kuruyor. Kimin doğruyu söylediğinden, kimin ne sakladığından emin olamıyorsun.Küçücük bir bakış, basit bir davranış, sıradan bir detay bile hikâyenin ilerleyen sayfalarında kocaman bir gerçeğe dönüşüyor.
Kitabı bitirdiğimde fark ettim: McFadden sadece bir gerilim yazmıyor; insanın kendi kendine inandırdığı yalanları, algının ne kadar kolay yönlendirildiğini ve güven duygusunun ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor. Kesinlikle tavsiye ederim bu kitabı.
Pardon da!
Bu kadın benim zihnimle oynuyor...