"Dilsiz şeytan " sözü olanlara göz yummak ve kabullenmek anlamına gelir. Evet hepimiz "bana dokunmayan bin yıl yaşasın"
metoduyla bakıyoruz hayata. Birçoğumuz başkaları haksızlığa uğradığında dilsiz şeytan oluyoruz; kendimizi karanlığın engin denizlerine salıveriyoruz.Halbuki yanlış yapıyoruz. Yanlış pencerelerden, kötü manzaralar izlemek zorunda kalıyoruz.
Taa ki iğnenin ucu bize dokunana kadar...
Taa ki o karanlık denizlerde köpek balıklarıyla karşılaşana dek uyanmıyoruz, sesimizi duyurmuyoruz. Halbuki en başından beri haksızlık ve zulüm karşısında birlik olsak karanlıklardan gün yüzüne, aydınlığa çıkabiliriz.
Yanmak için sıramızı beklememize gerek yok ortada bir yangın varsa elbet herkes bundan nasibini alır. Bilirsiniz yaşın yanında kuru da yanar. Susmayalım, susmayın sustukça hepimize sıra gelecek...
Neyse kitabın konusuna aslında mektupların muhtevasına gelecek olursak. Aydın sıfatını her zerresini layıkıyla karşılayan karşılayan Emile Zola 19 yy. Fransasında yaşanan gerçek bir olaydan doğan liyakatsızlığı, ırkçılığı ve haksızlığı gözler önüne seriyor.
* Fransa tarihinde, kara bir leke olarak kalan Dreyfus olayını, araştırmanızı öneriyorum. Bu olay size başka coğrafyada yaşanan, benzer olayları ve daha kötülerini hatırlatacak
Uyanmak için neden birilerinin bizi uyandırmasını bekliyoruz ?
***Bu arada bu kitabı görüp, okumama vesile olan