Macar Edebiyatının sahipliğini yaptığı bu kitap, ilk bakışta bir dostluk hikâyesi gibi görünse de, ilerledikçe okuru bambaşka konuların içine çekiyor. Hikâye, sadeliğinin altında sakladığı derinliklerle dikkatini sürekli diri tutmayı başarıyor.
Generalin anlatımıyla birlikte Kondrad’ı tanıyoruz. Ardından gelen sahnelerde yıllar sonra tekrar bir araya gelişlerine tanıklık ediyoruz. Buluşma anının güçlü betimlemeleri, okuru adeta odanın havasına, duvarların sessizliğine, karakterlerin yüzlerine sinmiş duygulara taşırıyor.
Sayfalar ilerledikçe kendinizi yalnızca bir okuyucu olarak değil, o anın içinde bulunan üçüncü bir kişiymiş gibi hissediyorsunuz. Sanki kapının kenarında durmuş, nefesinizi tutmuş, karşılıklı bakışmalarını, kelimelere sığmayan geçmişlerini, aralarında gidip gelen sessiz dalgaları izliyorsunuz. Hikâye, sadece anlatılmıyor; yaşatılıyor.