Polisler için bir hırsız vakasının bile aksiyonlu sayıldığı Blackdown isimli kasabada bir cinayet işlenmesiyle başlar hikayemiz. Anna Andrews isimli BBC muhabiri bu haberi yapmak için geçmişte pek hoş olaylar yaşamadığı bu kasabaya geri döner. Diğer ana karakterimiz olan Jack Harper’sa kasabanın dedektifidir ancak kasabanın sakinliğine o kadar alışmıştır ki bu garip vaka karşısında o da şaşkındır ve işler onun aleyhinedir. Çünkü cesedin bulunduğu günden itibaren maktule ait bazı eşyalar ona ait alanlarda ortaya çıkmaya başlar. Olay örgüsü karakterlerin geçmişe inmesiyle derinleşerek ilerliyor.
Konuyu en spoilersız anlatabileceğim versiyonu bu sanırım.
Alice Feeney bir önceki incelememde bahsettiğim Freida McFadden kadar kitaba sahip olmasa da sahip olduğu kitaplarla oldukça popüler olmuş başka bir korku-gerilim yazarı. Yazarın Türkçeye çevrilmiş üç kitabı daha var, belki önümüzdeki aylarda onlara da şans veririm ama öncelikle bu kitaptan bahsetmek istiyorum.
Sektörü az çok takip ediyorsanız bu kitabı illaki görmüşsünüzdür. Bir dönemin çok konuşulan kitaplarından biriydi gerçekten, birkaç yıl önce nereye baksam ortalık bu kitabı öven, inanılmaz ters köşe olduğunu söyleyen insanlarla doluydu. Çoğunluğa bakarsak da yazarın en sevilen kitabı hala bu, diğer kitapları o kadar beklentileri karşılamadı sanırım, gerçi ben bu kitaptan sonra diğer kitaplarına karşı çok büyük beklentilerin oluşabileceğini de sanmıyorum ama neyse. DURUN GÖMMEYECEĞİM GÜZEL KİTAPTI ama beklediğim kadar değildi.
Öncelikle, daha önce demiştim zaten ben bu tür kitaplarda sade bir dili daha çok tercih ediyorum. Bu kitabın çok yorucu olmasa da biraz yoğun bir dili vardı. Bahsettiğim şey yoğunluk da sayılmaz aslında, daha çok sürekli araya sokuşturulmuş gereksiz paragraflar vardı. Karakterler geçmişte