·550 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Aralık 2025 22:21 Hiim
Eğer bu kitap T.L. Swan’dan okuduğum ilk kitap olsaydı (ki değil, çok şükür), muhtemelen diğer kitaplarına şans vermezdim. Açıkçası Wattpad hikâyelerini andıran bir havası vardı. Keşke daha hızlı okuyup bu kadar oyalanmasaydım dedirtti bana.
Miles High Club serisinden sonra Mr. Serisine geçiş yaptım; ancak o dört kardeş akıl almaz şekilde tatlı ve lezizdi. Spencer benim için öyle değildi.
Hatta Mr. Masters’ı bile daha çok sevdim.
Gerçi benim sorunum genelde erkek karakterler olmuyor; ben daha çok kadın karakterlere takılıyorum.
Bu, T.L. Swan’dan okuduğum 7. kitap.
Aralarında sinirimi bozan, “bu kadarı da fazla” dedirten iki kadın karakter vardı.
Birincisi bu kitaptaki bakire hatundu. Ah… kitapta sanki melekmiş, gökten inmiş de Spencer’ın kucağına düşmüş gibi yazılmıştı. Baydı da baydı.
(İkincisi de The Do-Over’daki Christopher’ın hatunuydu; o da ineklerle kafayı bozan bir kızdı. Okuyan bilir.)
Neyse… kitaba çok yükselemedim.
T.L. Swan’ın kalemi güzel ama bu kitap bayağı Hint filmi kıvamındaydı.
Kitabın %60’ı balayı tadındaydı. Çapkın bir erkeğin, bakire ve masum bir kıza tapmasını okuduk. Ama acayip baydı yani.
Şunu kabul ediyorum: Bu yazar sonlara doğru, yarışlarda arkadan gelen atlar gibi oluyor. Heyecan yükseliyor ve genelde arkadaki at kazanıyor — o heyecanı kitaplarının sonunda iyi veriyor Swan ablamız.
Neyse, sonlara doğru iki büyük olay oluyor (spoiler vermeyeceğim).
Birinde şaşkınlıktan gözlerim fal taşı gibi açıldı, diğerinde ağladım.
Spencer’ı çok sevmesem de (ben huysuz severim, Master gibi), bir sahnede onun için ağladım.
Sanırım bu çift, benim için en sevmediğim T.L. Swan çifti olacak.
Şimdi gidip serinin üçüncü kitabını okuyacağım.