Yitirmeli Ne VarsaGökçen Koçan
#opia #yitirmelinevarsa — Yorumum
Merhaba
Kalemini askerî kurgu ile tanıdığım ve çok sevdiğim #gokcenkocan bu kez bambaşka bir dünyayla karşımıza çıkmış. Ama öyle bir geliş ki… yazarın kalemi sanki bu kitapla birlikte seviye atlamış. Hem konuya hem karakterlere bayıldım. Her birinin kalbime dokunan ayrı bir hikâyesi var.
Okurken Yıldız’ın yaşadığı her acı, her sessizlik, her unutuluş sanki sayfaların arasından çıkıp kalbime oturdu. Yıldız’ın üzerindeki o ağırlığı, kimsenin görmediği yaralarını ve büyüdükçe daha da derinleşen yalnızlığını o kadar hissettim ki… bazen kitabın içinden elimi uzatıp “Artık geçti, buradayım” demek istedim.
Yıldız, yaşadığı onca acıya rağmen pes etmeyen, zekâsıyla ve kendini ifade edişiyle insanı hayran bırakan bir karakterdi.
Mazlum ise… Hiçbir zorunluluğu yokken, hiçbir karşılık beklemeden bir genç kızın hayatına dokunuşu beni derinden etkiledi. Onun iyiliği, sessiz merhameti gözlerimi doldurdu.
İki insanın kaderinin sessizce birbirine dolanmasını, kelimesiz anlaşmalarını, gözlerin konuştuğu o anları okurken içimde bir sıcaklık dolaştı. İki yaralı ruhun birbirine tutunmasını izlemek… hem acıttı hem iyileştirdi.
Çünkü bu sadece bir aşk hikâyesi değil; bu, yeniden var olmanın, küllerinden doğmanın ve ilk defa kendine “Ben de ışığım” diyebilmenin hikâyesi.
Ve Mazlum’un ailesi…
Nizamettin Amca ve Emine Teyze… İnsan, kan bağı olmadan da bir evladı nasıl sonsuz bir sevgiyle büyütürmüş içinde ; bu çift bize bunu ilmek ilmek gösteriyor.
Her satırda “Ne güzel insanlar var hâlâ…” dedim.
Melahat karakterine gelince… Yaşına rağmen yaptığı davranışlara defalarca kızdım. “Böyle anne babadan böyle evlat nasıl çıkar” dedirten türden.
Ümran ise kitapta neşe oldu ; deli dolu hâli, enerjisi, hikâyeye kattığı renk… Çok ama çok sevdim...
Okurken sürekli şunu düşündüm:
“Bazen insanın kendini iyileştirmesi için tek gereken, birinin onu gerçekten görmesidir.”
Devamı bir istek değil, resmen ihtiyaç. Yazarın emeğine sağlık; herkesin okuması, okutması gereken bir hikaye . Çünkü bu kitap sadece kurgu değil… Ders çıkarılacak, düşünülüp hissedilecek çok şey var içinde. Yazarın eline emeğine sağlık
Konusu
Yıldız babasını çok küçük yaşta kaybetmiş; annesi ve kardeşiyle kalmış. Ancak annesi, sevgi yerine karanlığı seçerek kötü bir adama bağlanmış. Bu adam, kendi ailesine bile şiddet uygulayan tam bir sapık. Yıldız, çocuk yaşta sevgi görmek yerine dayak yiyip zorla okula gönderilen, hatta çalıştırılan bir çocuk.
Kurgu diye okuyoruz ama gerçekte bu hayatları yaşayan insanlar var… Ve ne acı ki toplum çoğu zaman sessiz.
Yıllar geçip genç kız olduğunda annesi ve o adam Yıldız’ı satmaya kalkıyor. Mahallede yalnızca Nizamettin Amca ve Emine Teyze bu duruma sessiz kalamıyor; bir gece Yıldız’ı kurtarıp evlerine götürüyorlar.
O sırada Mazlum, yıllar sonra şark görevinden dönmüş. Genç kızı o halde görünce polise gitmek istese de, Yıldız reşit olmadığı için ve annenin beyanı farklı olduğundan bunun bir çözüm olmadığını anlıyor. Yıldız’ın kurtuluşu, o evden tamamen kopabileceği tek şey: evlilik.
Bir gece Mazlum, karşı evde kemer darbeleriyle yere düşen Yıldız’ın silüetini görünce kararını veriyor: Onu bu karanlıktan çıkaracak kişi kendisi olacak.
Biri hayatı doya doya yaşamış, olgun bir genç adam… Diğeri hem ruhu hem bedeni enkaza dönmüş bir genç kız…
Peki şimdi ne olacak?